Altınordu Devleti Büyük Timur İmparatorluğu
Kas 20

osmanli-imparatorlugu derss net

Osmanlı İmparatorluğu

Anadolu (Türkiye) Selçuklularının 1308 yılında ortadan kalkmasıyla beraber, özellikle Batı Anadolu’daki beylikler arasında, Türk birliÄŸini yeniden tesis etmeyi amaçlayan mücadeleler kızışmış idi. İşte bu mücadelelerin neticesinde Anadolu’da OsmanoÄŸulları nın yıldızı parlayacak ve altı yüz yılı aÅŸan muhteÅŸem bir Türk devletine tarih tanıklık edecektir. OsmanoÄŸullarının MenÅŸe’i: Tarihi kaynaklara göre Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu kuranlar, OÄŸuzların 24 boyundan biri olan Kayı boyuna mensuptur. OÄŸuz an’anesine göre Kayılar, saÄŸ kolda yer alan Boz-okların Günhan kolunun en büyük boyudur. Dolayısıyla OÄŸuz teÅŸkilât yapısında Kayılar, hakim unsurdur. Bundan dolayı Dede Korkut’ta “Hâkimiyet bir gün Kayı’ya deÄŸe; bu dediÄŸim Osman neslidir” denilerek OsmanoÄŸullarının hâkimiyeti meÅŸrulaÅŸtırılır.

Kayılar, Malazgirt Savaşı’nın hemen akabinde Anadolu’ya gelen OÄŸuz boylarındandır. Dolayısıyla onların Anadolu coÄŸrafyası içerisinde yurt tutmaya yönelik göç hareketleri hem Anadolu’nun TürkleÅŸmesi hem de Türkiye tarihinin ÅŸekillenmesi bakımından oldukça önemlidir. Tarihî kaynaklara göre elli bin kadar Tatar ve Türkmen gaza ve cihat maksadıyla önce Erzurum ve Erzincan’a, ardından da Artuklu sahasında yer alan GüneydoÄŸu Anadolu’ya yönelmiÅŸlerdi. Kayı boyunun beyi Süleyman Åžah, Halep’e giderken Fırat’ta boÄŸulmuÅŸ ve “Türk Mezarı” da denilen Caber Kalesi’nde defnedilmiÅŸtir. Beylerini kaybeden “göçer evli”lerin bir kısmı, bugünkü Urfa-ViranÅŸehir ve Mardin-Derik kazaları arasında bulunan Beriyye’ye gitmiÅŸ bir kısmı ise Anadolu’ya dağılmıştır. Bu sahalar, Kayı boyuna mensup Karakeçililer’in günümüzde de yoÄŸun olarak yaÅŸadıkları bölgelerdir.

osmanli-armasi derss net

Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer evli ile bölgeyi terk eden ErtuÄŸrul Gazi önce Pasin Ovası’na, Sürmeliçukuru’na varıp bir müddet burada kalmış, sonra Selçuklu Hükümdarı Sultan Alaaddin’in çaÄŸrısı üzerine Adıyaman ve ardından Ankara civarına gelmiÅŸtir. YaklaÅŸan MoÄŸol tehlikesi ve uçları basan Bizans’a karşı yardımını gördüğü ErtuÄŸrul Gazi liderliÄŸindeki Kayıları Ankara civarındaki KaracadaÄŸ’a konduran Sultan Alaaddin, Rumlara karşı Sultanönü (EskiÅŸehir)’nde kazanılan zaferde, ordusunun akıncılığını üstlenen ErtuÄŸrul Gazi’ye Söğüt, Domaniç ve Ermeni Beli’ni yaylak ve kışlak olarak tahsis etmiÅŸtir. ErtuÄŸrul Gazi’nin vefatı üzerine (1281 veya 1288), küçük oÄŸlu Osman Bey, Kayıların başına geçmiÅŸtir.

KuruluÅŸ Devri

Osman Bey


OÄŸuz aÅŸiretlerinin ittifakıyla baÅŸa geçtikten sonra, siyasî ve dinî bakımdan Anadolu’nun en itibarlı ve nüfuzlu tarikatlarından Ahilerin mühim bir ÅŸahsiyeti olan Åžeyh Edebali’nin kızı ile evlenerek, gücünü artırmış idi. Bundan sonra Osman Gazi, Bizans’a karşı geniÅŸleme politikasını uygulayarak, İnegöl, Karacahisar ve Yarhisar’ı ele geçirdi ve bölgenin mühim merkezlerinden olan Bilecik’i alarak, burayı beyliÄŸin merkezi yaptı (1299). Bu tarih devletin kuruluÅŸ tarihi olarak kabul edilir. Selçuklu Sultanı III. Alaaddin Keykubad’ın İlhanlı Hükümdarı Gazan Han’ın kuvvetleri tarafından tutulup, İran’a götürülmesi üzerine Selçuklu ümerasından bazıları ve bölgedeki Türkmen beyleri Osman Bey’e teveccüh göstermiÅŸ; OÄŸuz an’anesine göre onun hâkimiyetini tanımayı kabul etmiÅŸlerdir. Nitekim OÄŸuz beyleri OÄŸuz Han töresine göre tertip edilen bir törende Osman Bey’in önünde diz çökerek, onun verdiÄŸi kımızı içmek suretiyle tâbiyetlerini sunmuÅŸlardır. Ancak henüz küçük bir beylik durumundaki OsmanoÄŸullarının, ÅŸeklen de olsa bu dönemde, İlhanlı hâkimiyetini tanıdıkları bilinmektedir. Osman Gazi, beyliÄŸini ilân ettikten sonra idaresi altındaki bölgeleri beÅŸ kısma ayırarak buraları güvendiÄŸi ve savaÅŸlarda yararlık gösteren kimselere tevcih etti. OÄŸlu Orhan’a Sultanönü, büyük kardeÅŸi Gündüz Bey’e EskiÅŸehir’i, Aykut Alp’e İn-önü’yü, Hasan Alp’e Yarhisar’ı ve Turgut Alp’e de İnegöl’ü verdi. DiÄŸer oÄŸlu Alaaddin’e ise ÅŸeyh Edebali’nin emin ve nazırlığında, ailenin geçimi için, Bilecik ve havalisinin gelirleri tahsis edildi.1302′de Bursa tekfurunun liderliÄŸinde birleÅŸen Rum tekfurlarının Koyunhisar (Bafeon) savaşında ağır bir maÄŸlûbiyet tatmaları, Osman Bey’in Bursa ve Kocaeli taraflarına akınlar yapmasını oldukça kolaylaÅŸtırmıştı. Bir taraftan Bursa öte taraftan İznik Türk kuÅŸatması altında tutuluyordu. Ancak yaÅŸlılık sebebiyle Osman Bey, fetihler için oÄŸlu Orhan’ı görevlendirmiÅŸti. Nitekim 1324 yılında Osman Bey vefat etti ve oÄŸlu Orhan Bey Osmanlı tahtına çıktı.


Orhan Bey

1326 yılında Bursa’yı, uzun süren kuÅŸatmanın ardından, ele geçirince babasının vasiyetini yerine getirerek, Osman Gazi’nin naaşını Bursa’ya nakletti ve burayı devletin yeni merkezi yaptı. Orhan Bey’in komutanlarından Akçakoca ve Karamürsel ise İstanbul kıyılarına kadar akınlarda bulunuyorlardı. Bu fetih ve akınlardan telâşlanan Bizans İmparatoru Andranikos büyük bir ordunun başında Osmanlılara karşı harekete geçtiyse de Maltepe (Palekanon) Savaşı’nda ağır bir yenilgi aldı (1329). Bu zafer, İznik ve İzmit’in ele geçirilmesini kolaylaÅŸtırmıştır. Rumeliye GeçiÅŸ; Karasi BeyliÄŸinde baÅŸlayan taht mücadelelerinden istifade eden Orhan Bey, Balıkesir ve civarını topraklarına katarak, ileride gerçekleÅŸecek olan Rumeli fetihleri için mühim bir mevkiye sahip olmuÅŸtur. Nitekim Karasi BeyliÄŸinin deniz gücü ve Hacı İl Bey, Evrenos Bey gibi deÄŸerli komutanlar artık Osmanlıların emrine girmiÅŸlerdir. Bizans içindeki taht kavgaları ve Bulgar-Sırp saldırıları karşısında, gittikçe güçlenen OsmaoÄŸullarından yardım isteyen Kantakuzen’in talebi üzerine Orhan Bey’in oÄŸlu Süleyman, bir orduyla Rumeli’ye geçti (1345). Edirne’yi kuÅŸatan Bulgar-Sırp kuvvetlerini bozan Süleyman PaÅŸa bu zaferin karşılığında Gelibolu’daki Çimpe Kalesi’ni Bizans’tan aldı. Böylece Osmanlılar ilk kez Rumeli yakasında bir üs elde etmiÅŸ oluyordu (1356). Süleyman paÅŸa Gelibolu’nun ardından TekirdaÄŸ’a kadar olan bölgeleri de ele geçirerek buralara Anadolu’dan getirilen Türkmenleri yerleÅŸtirdi. Böylece Rumeli’de de TürkleÅŸme hareketi baÅŸlamıştır. Süleyman PaÅŸa’nın ölümünden sonra Rumeli’deki fetihler için kardeÅŸi Murat Bey görevlendirildi (1359). Ancak 1362′de babası Orhan Bey’in de ölümü üzerine Murat Bey, Bursa’ya döndü ve Osmanlıların 3. hükümdarı olarak tahta çıktı (1362).

Rumeli ve Balkanlarda Fetihler

I.Murat (Hüdavendigar) önce tahtta hak iddia eden kardeÅŸlerini bertaraf etmekle iÅŸe baÅŸladı ve bu arada elden çıkan Ankara’yı yeniden aldı. Anadolu’da birliÄŸin saÄŸlanmasının ardından Murat Hüdavendigar, inkitaya uÄŸrayan Rumeli ve Balkanların fethine yöneldi. Bu sırada Balkanlar karışıklık içindeydi. Bir taraftan Sırp Hükümdarı Düşan’ın ölümü ile Sırplar arasında iç mücadeleler ÅŸiddetlenmiÅŸ, öte yandan Macar Kralı LayoÅŸ, Balkanlarda Ortadokslara olan baskıları artırmıştı. Evrenos ve Hacı İl Bey komutasındaki kuvvetler bu durumdan da yararlanarak KeÅŸan’dan Dimetoka’ya kadar olan yerleri fazla bir mukavemet görmeden ele geçirmiÅŸlerdi. Sazlıdere Zaferi ile Edirne ve Filibe, Lala Åžahin PaÅŸa tarafından fethedildi (1363/4). Bu savaÅŸlarda Bulgarların yanında yer alan Bizans barış yapmak zorunda kaldı. Türk ilerleyiÅŸini durdurmak isteyen Macar, Bulgar,Sırp ve Ulahlardan müteÅŸekkil bir Haçlı ordusu Macar Kralı LayoÅŸ’un liderliÄŸinde Edirne üzerine yürüdü. Ancak Meriç sahilindeki Sırp Sındığı denilen mevkide, kalabalık Haçlı ordusunu hazırlıksız yakalayan 10 bin kiÅŸilik kuvvetiyle Hacı İl Bey, büyük bir bozguna uÄŸrattı (1364). Sırp Sındığı zaferiyle Osmanlılar, Balkanlardaki fetihlerine hız verdiler ve bunu kolaylaÅŸtıracağı için Osmanlı baÅŸkenti Bursa’dan Edirne’ye nakledildi. Fetihler karşısında çaresiz kalan Bulgarlar Türk himayesini kabul etmek zorunda kaldılar (1369). Çirmen Zaferi ile (1372) Batı Trakya ve Makedonya’nın bir kısmı Osmanlı hâkimiyetine girdi ve Selanik ile Köstendil’in de ele geçirilmesinin ardından Sırp Kralı Lazar, vergi verip, gerektiÄŸinde asker göndermek ÅŸartıyla Osmanlılarla barış anlaÅŸması imzaladı(1374). Yaklaşık on yıl süren mücadelede, Rumeli ve Balkanlarda fethedilen bölgelere Anadolu’dan mütemadiyen Türk nüfus kaydırılarak bölgede demografik dengeler Osmanlılar lehine deÄŸiÅŸtirilmeye baÅŸlanmıştı. Bu tarihten sonra bir müddet Balkanlardaki fetihlere ara verilmiÅŸ ve Anadolu’da Türk birliÄŸini saÄŸlamlaÅŸtırmaya yönelik düzenlemelere geçilmiÅŸtir. Bu maksatla I. Murat, oÄŸlu Bâyezid’i Germiyan beyinin kızı ile evlendirmiÅŸ; TavÅŸanlı, Emet ve Simav gelinin çeyizi olarak Osmanlılara verilmiÅŸtir. Aynı ÅŸekilde AkÅŸehir, Yalvaç, BeyÅŸehri gibi bazı ÅŸehir ve kasabalar HamidoÄŸulları’ndan para karşılığı satın alınmış, CandaroÄŸullar da Osmanlı hâkimiyetine girmiÅŸti. Artık Osmanlıların karşısında tek bir güç kalmıştı; KaramanoÄŸulları.

Alaaddin Ali Bey, Osmanlıların yeniden Balkanlara yönelmesini de fırsat bilerek, harekete geçmiş ancak I. Murat Konya önlerinde Karamanoğullarını yendiğinde Karaman beyi af dilemek zorunda kalmıştır(1387)

Murat Hüdavendigar’ın yeniden Rumeli’ye yönelmesiyle birlikte NiÅŸ ve Sofya da dahil olmak üzere bütün Bulgaristan fethedildi.(1385/88). TimurtaÅŸ PaÅŸa’nın Sırp kuvvetleri tarafından baskına uÄŸratılıp, yenilmesi üzerine cesaretlenen Bulgar, Leh, Çek ve Macar kralları da Sırpların yanında yer aldılar. Fakat Çandarlı Ali PaÅŸa, Bulgar Kralı ÅžiÅŸman’ı esir alarak Bulgarları bu ittifakın dışına attı. Buna raÄŸmen Haçlı ordusu ilerleyiÅŸini sürdürünce, I. Murat ordusunun başına geçerek düşmanı Kosova’da karşıladı. I.Murat’ın oÄŸulları Bâyezid ve Yakup’un da yer aldığı Osmanlı birlikleri büyük bir zafer kazandı. Sırp Kralı Lazar ve oÄŸlu esir edilmiÅŸ, düşman kuvvetlerinin büyük bir kısmı imha olmuÅŸtu. (20 haziran 1389). Fakat I.Murat savaÅŸ meydanını gezerken bir Sırp tarafından hançerlenerek ÅŸehit düştü. Bunun üzerine Sırp kralı da Osmanlı askerleri tarafından öldürüldü. Osmanlılar için Balkanlarda tutunabilmek yolunda ölüm kalım savaşı olarak görülen I.Kosova Zaferi Sırplar tarafından asla unutulmamıştır. Günümüzde dahi masum Müslüman halka yönelik vahÅŸetin arkasında bu maÄŸlûbiyetin ezikliÄŸi ve intikam hissi yatmaktadır.

Anadolu’da Türk BirliÄŸi’nin SaÄŸlanması

I. Murat’ın ÅŸehit edilmesinin ardından oÄŸlu Bâyezid, devlet adamlarının ittifakıyla hükümdar ilân edildi. Babasının ölümünü fırsat bilen Anadolu’daki beyliklerin Osmanlılara bıraktığı toprakları yeniden ele geçirmek maksadıyla harekete geçtiklerini haber alan Bâyezid, süratle Anadolu’ya döndü. 1390 yılında Germiyan, Aydın, MenteÅŸe ve Saruhan beylikleri ortadan kaldırıldı. Ertesi yıl HamidoÄŸulları BeyliÄŸi toprakları ele geçirildi ve bu beyliklerin yer aldığı topraklarda Anadolu beylerbeyliÄŸi adıyla idarî bir ünite oluÅŸturuldu. Ardından Osmanlıların en önemli rakip olarak gördüğü Karaman BeyliÄŸine yönelen Yıldırım Bâyezid, Konya’yı kuÅŸattı. Alaaddin Ali Bey’in barış talebi, BeyÅŸehir ve çevresinin Osmanlılara bırakılmasıyla kabul edildi.(1391). Fakat Yıldırım Bâyezid’in Mora ile ilgilenmesini fırsat bilerek Ankara Sancak Beyi Sarı TimurtaÅŸ PaÅŸa’yı esir alması üzerine, Yıldırım Bâyezid, Alaaddin Bey’e kesin bir darbe vurmaya karar verdi. Anadolu’ya geçen Yıldırım, üç gün süren savaşın ardından ele geçirilen Alaaddin Bey’i ortadan kaldırdı ve toprakları Osmanlılara ülkesine dahil edildi(1397). KaramanoÄŸlu tehlikesinin bertaraf edilmesiyle, Anadolu’da Osmanlılara direnebilecek en güçlü devlet olarak Kadı Burhaneddin devleti kalmış idi. Daha 1392 yılında, Kadı Burhaneddin’in müttefiki durumundaki CandaroÄŸlu Süleyman anî bir baskınla öldürülüp beyliÄŸin Kastamonu ÅŸubesi ortadan kaldırılmıştı (1392). Ardından, ertesi yıl Amasya ve Merzifon civarı Osmanlı hâkimiyetine alınmıştı. Kadı Burhaneddin’in 1398′de Kara Yülük tarafından öldürülmesi üzerine, ona baÄŸlı Sivas, Tokat, Kayseri, Malatya gibi ÅŸehirler birer birer ele geçirildi. Böylece Fırat’ın batısında kalan Anadolu toprakları Osmanlı sancağı altında birleÅŸtirilmiÅŸ oluyordu.

Yıldırım Bâyezid’in İstanbul KuÅŸatması ve Balkanlardaki Fetihleri

Yıldırım Bâyezid’in Karaman seferine anlaÅŸma gereÄŸi katılan Bizans İmparatoru V.Yuannis’in oÄŸlu Manuel’in, babasının ölümü üzerine anlaÅŸmayı çiÄŸneyerek İstanbul’a kaçması sebebiyle Yıldırım, İstanbul’u kuÅŸatmaya karar verdi. 1391′de baÅŸlayan ilk muhasara 1396 yılına kadar sürdürüldü. Bu maksatla İstanbul BoÄŸazı’nda Anadolu Hisarı inÅŸa edildi. Åžehre dış yardımların gelmesini önlemeyi ve iaÅŸe zorluÄŸu altında savunmayı kırmayı hedefleyen bu muhasara Timur’un Anadolu’ya ulaÅŸmasına kadar fasılalarla devam ettirilmiÅŸtir. Bu kuÅŸatma sürerken bir yandan da Yıldırım, Bulgaristan, Arnavutluk ve Bosna taraflarında fetih hareketlerine devam etmekteydi. KuÅŸatma altındaki Bizans’ın da talebi ile Türklere karşı yeni bir Haçlı ittifakı oluÅŸturan Macar Kralı Sigismund, İngiltere dahil bütün Avrupa devletlerinden topladığı 120 bin kiÅŸilik bir orduyla harekete geçti. Yıldırım Bâyezid düşmanı ÅŸaşırtan bir hızla NiÄŸbolu Ovası’nda düşmanı karşıladı. 50-60 bin kiÅŸilik Osmanlı ordusu, sayıca çok üstün olan Haçlı ordusunu büyük bir bozguna uÄŸrattı. SavaÅŸ meydanından kurtulabilenler, kaçarken Tuna’da boÄŸuldular.(1396) Haçlılardan geriye sadece muazzam bir ganimet kalmıştı. Bu ganimetle, Edirne ve Bursa’da pek çok cami, medrese ve imaret inÅŸa edilmiÅŸtir. Zaferin ardından, Eflâk, Bosna, Macaristan ve Mora üzerine seferler düzenlendi. İtibarı bu zaferle bir kat daha artan Yıldırım, NiÄŸbolu dönüşünde Anadolu birliÄŸini kurmaya yönelik nihaî adımları atmaya baÅŸlayacaktır.

Ankara Savaşı ve Fetret Devri: Yıldırım Bâyezid, Fırat boylarına kadar topraklarını geniÅŸlettiÄŸi sırada, Timur da İran, Azerbaycan ve Irak’ı ele geçirmiÅŸti. Bazı Anadolu beyleri Timur’a sığınırken, ülkeleri istilâ edilen Celayirli Ahmet ve Karakoyunlu Kara Yusuf da Yıldırım Bâyezid’in yanına kaçmıştı. Böylece her iki devlet biribirine sınır komÅŸusu olmuÅŸ, ancak bu durum iki hükümdarın da Türk dünyasının liderliÄŸine oynamaları sebebiyle olumsuz neticeler doÄŸurmuÅŸtur. Timur, Osmanlılara sığınan Celayirli Ahmet ve Kara Yusuf’un iade edilmemesini bahane edip Sivas’ı kuÅŸatmış ve kendisine teslim edilmesine raÄŸmen ÅŸehiri tahrip etmiÅŸti(1400). Bu olaydan sonra da her iki hükümdar arasında mektuplaÅŸmalar devam etti. Fakat Timur’un, Anadolu beyliklerine topraklarının geri verilmesi ve bazı ÅŸehirlerin kendine bırakılması gibi talepleri Yıldırım tarafından reddedildi. Dolayısıyla iki fatih için savaÅŸ artık kaçınılmaz hâle gelmiÅŸti. 160 binlik Timur’un ordusunu, 70 bin kiÅŸiyle Çubuk Ovası’nda karşılayan Yıldırım Bâyezid, savaşın baÅŸlarında üstünlüğü ele geçirdi. Ancak Timur’un safında eski beylerini gören bazı askerlerin saf deÄŸiÅŸtirmesi ve Kara Tatarların Osmanlı ordusunun arkasını çevirmesi savaşın talihini deÄŸiÅŸtirdi. Bir avuç askerle direnmeye çalışan Yıldırım Bâyezid sonunda esir edildi (26 Temmuz 1402). Ankara Savaşı’nı kazanan Timur, Anadolu beyliklerini tekrar ihya etti ve böylece Anadolu Türk birliÄŸi parçalandı. Balkanlardaki Türk ilerleyiÅŸi durduÄŸu gibi bir kısım topraklar da elden çıktı. Yıldırım’ın oÄŸulları arasındaki taht mücadeleleri Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun “Fetret Devri” boyunca 12 yıl müddetle devam etti. Åžayet bu savaÅŸ gerçekleÅŸmemiÅŸ olsaydı, hiçbir direnme gücü kalmayan İstanbul büyük bir ihtimalle Yıldırım Bâyezid zamanında Türklerin eline geçecekti. Dolayısıyla Ankara Savaşı Osmanlıları en az 50 yıl geriye götürmüştür. Esir düşen Yıldırım Bâyezid, yedi ay boyunca Timur’un yanında ÅŸehir ÅŸehir dolaÅŸtırıldıktan sonra üzüntüsünden ecele yenik düştü. Osmanlı ÅŸehzadeleri tahtın sahibi olabilmek için kıyasıya birbirleriyle mücadele etmeye baÅŸladılar. Bu mücadele Çelebi Mehmet’in tek başına devlet idaresine hâkim oluÅŸuna kadar devam etti (1413). Çelebi Mehmet kardeÅŸleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebi’yi bertaraf ettikten sonra Anadolu Türk birliÄŸini yeniden tesis etmek için çaba sarf etti. Güçlenen KaramanoÄŸullarının nüfuzunu kırdı, KaramanoÄŸlu Mehmet Bey’in eline geçen Osmanlı topraklarını geri aldı. CandaroÄŸulları beyliÄŸinden Çankırı’yı ve ardından Canik (Samsun) bölgesini yeniden Osmanlı ülkesine kattı. Fakat Åžehzade Mustafa ve Simavna Kadısı oÄŸlu Åžeyh Bedreddin’in isyanları ülkeyi karıştırmaktaydı.(1419) Åžehzade Murat Rumeli ve Manisa’da ortaya çıkan bu isyanı bastırdı, Åžeyh Bedreddin ve adamları yakalanarak idam edildi. Timur’un beraberinde götürdüğü Mustafa Çelebi de Anadolu’ya döndüğünde tahtta hak iddia etmiÅŸti. Åžehzade Mustafa’nın Selânik’te baÅŸlattığı isyan bastırıldı. Asi ÅŸehzade Bizans’a sığınmak zorunda kaldı. Çelebi Mehmet öldüğü zaman Osmanlı ülkesinde sükûnet büyük oranda tesis edilmeye baÅŸlanmıştı (1421).

Babasının en büyük yardımcısı olan ÅŸehzade Murat tahta çıktığı zaman Bizans tarafından karşısına çıkarılan amcası Mustafa Çelebi’nin isyanını bir kez daha bastırdı ve Bizans’ı cezalandırmak için İstanbul’u kuÅŸattı(1422). Bu defa küçük kardeÅŸi Åžehzade Mustafa’nın isyan haberini alan II.Murat, kuÅŸatmayı kaldırarak kardeÅŸini cezalandırmak zorunda kaldı. İsyancıların yanında yer alan Anadolu beyliklerine karşı harekete geçen II.Murat, CandaroÄŸlu İsfendiyar Bey’i itaat altına aldı. İzmir Beyi Cüneyd’i ortadan kaldırıp, İzmir, Aydın ve MenteÅŸe civarını ele geçirdi. GermiyanoÄŸlu Yakub Bey’in çocuÄŸu olmadığından, topraklarını Osmanlılara bırakmayı vasiyet etmiÅŸti. Onun ölümüyle Germiyan ili de Osmanlılara katılmış oldu(1428). Balkanlarda da durum Osmanlılar lehine düzelmeye baÅŸladı. Nitekim Fetret devri sırasında elden çıkan topraklar geri alındığı gibi, 1440′a kadar Belgrat hariç bütün Sırp toprakları Osmanlı hâkimiyetine girmiÅŸti. Fakat Erdel ve Eflâk’ta üst üste gelen bazı küçük bozgunlar Avrupa’da büyük bir sevinçle karşılanarak, Osmanlılara karşı yeni bir Haçlı seferinin tertip edilmesine cesaret vermiÅŸti. II. Murat, Balkanlardaki Osmanlı varlığını tehlikeye atmamak için Macarlarla Segedin AntlaÅŸmasını imzaladı (1444) ve bu anlaÅŸmadan sonra tahttan feragat etti. Küçük yaÅŸtaki oÄŸlu II. Mehmet’in hükümdar olmasını fırsat bilen Macarlar anlaÅŸmayı bozdu ve yeni bir Haçlı ittifakı oluÅŸturuldu. II. Murat yeniden ordunun başına geçerek düşmanı Varna Savaşı’nda karşıladı. Macar kralı öldürüldü. Haçlıların lideri durumundaki Jan Hünyad güçlükle kaçabildi(1444). Çandarlı Halil PaÅŸa’nın ısrarıyla ikinci kez tahta çıkan II. Murat, Mora ve Arnavutluk’a sefer düzenledi. Varna’nın intikamını almak isteyen Jan Hünyad yeniden harekete geçti. Fakat II. Kosova Muharebesi’nde bir kez daha Sırplar büyük bir yenilgiye uÄŸratıldı (1448). Varna ve Kosova savaÅŸlarıyla Osmanlılar Balkanlardaki durumunu iyice güçlendirmiÅŸ, Bizans’ın batıdan yardım alma umutları ise tamamen ortadan kaldırılmıştır. II. Murat 48 yaşında ölünce II. Mehmet yeniden Osmanlı tahtının sahibi olmuÅŸ (1451) ve Osmanlı İmparatorluÄŸu artık bu dönemde tam bir cihan devleti hâline gelmiÅŸtir.

Fatih ve Cihan Devleti’nin DoÄŸuÅŸu

İstanbul’un Fethi: II. Mehmet, babasının ölümü üzerine ikinci kez Osmanlı tahtına oturduÄŸunda, devletin ortasında bir ÅŸer adacığı hâlinde kalmış köhne Bizans’ı ortadan kaldırmayı öncelikle hedef olarak belirlemiÅŸti. Böylelikle Osmanlı İmparatorluÄŸu tam bir cihan devleti haline gelebilecekti. Hedefini gerçekleÅŸtirmek için ilkin Sırbistan ve Eflâk ile anlaÅŸma imzalayan Fatih, KaramanoÄŸlu tehlikesini de geçici de olsa bertaraf etti. Bizans’a ulaÅŸabilecek muhtemel yardımı önlemek için BoÄŸaz’ın Avrupa yakasına Rumeli Hisar’ını yaptırarak kuÅŸatma hazırlıklarını tamamladı. Nihayet kuÅŸatılan İstanbul’a karşı 6 Nisan 1453′te kara ve denizden saldırı baÅŸlatıldı. II. Mehmet, Edirne’de döktürdüğü çağının en güçlü toplarıyla İstanbul surlarını karadan sarsarken 18 Nisan’da donanma bütün İstanbul adalarını ele geçiriyordu. Fakat, Haliç’in zincirle kapatılması sebebiyle kara ve deniz birlikleri müşterek bir harekâta geçemiyor ve bu durum da kuÅŸatmanın baÅŸarısına gölge düşürüyordu. Nihayet 22 Nisan’da Osmanlı donanmasının karadan Haliç’e indirilmesi gibi müthiÅŸ bir plânın gerçekleÅŸtirilmesi, kuÅŸatmanın seyrini deÄŸiÅŸtirmeye baÅŸlamıştı. Seksen parçalık donanmayı bir anda karşılarında gören Bizans’ın direnme gücü artık kırılmıştı. 29 Mayıs 1453′teki nihaî harekâtla İstanbul fethedildiÄŸinde, II. Mehmet, Peygamberimizin müjdesine mazhar oluyor ve “feth-i mübin” ile “Fatih”lik ÅŸerefini elde ediyordu.Bizans’ın ortadan kaldırılması hem Türk tarihi hem de dünya tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu fetihle Osmanlı İmparatorluÄŸu, artık tam bir cihan devleti hâline gelmiÅŸ, İslâm dünyası ve Avrupa içinde büyük bir prestij ve güç kazanmıştır. Avrupa için bu fetih çaÄŸ açıp, çaÄŸ kapayan bir fetihtir. Katolik Avrupa’nın, Ortadoks dünyasıyla bütünleÅŸme çabaları, İstanbul’un fethiyle önlenmiÅŸ, aksine Balkanları da tamamen ele geçirmek suretiyle Fatih, kısa zamanda Ortadoksları himayesi altına almıştır. Nitekim Papa V.Nikola’nın Türklere karşı harekete geçilmesi fikri pek taraftar bulamamış, aksine, Ege adalarındaki halk, Balkanlardaki bazı despotluklar ve prensler Fatih’i İstanbul’un fethinden dolayı kutlayan mektuplar yazmışlardır. Papa’nın isteÄŸine sadece Almanya, Napoli ve Venedik olumlu cevap vermiÅŸ fakat onlar da kendilerinden ziyade Sırp, Macar ve Arnavutları kışkırtarak sonuç almaya çalışmışlardır.


Fatih’in Batı Politikaları

Sırbistan Seferleri

İstanbul’un fethinden sonra Osmanlılara baÄŸlılığını bildiren ve ele geçirdiÄŸi bazı kaleleri geri veren Sırplar Macarlar ile iÅŸ birliÄŸi yaparak yeniden düşmanlıklarını göstermeye baÅŸlamışlardı. Bunun üzerine 1454-1457 arasında üç kez peÅŸpeÅŸe Sırbistan’a sefer düzenlendi. Belgrat dışındaki bütün Sırp toprakları ele geçirildi. Sırp Kralı Bronkoviç’in ölümüyle baÅŸlayan taht mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye baÄŸladılar. Taht kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp meselesine son verilmesini emretti. Mahmut PaÅŸa, 1459′da baÅŸkentleri Semendire’yi ele geçirilerek Semendire SancakbeyliÄŸini oluÅŸturdu. Böylece Sırbistan’da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti baÅŸlamış oluyordu.

Arnavutluk Seferleri

Papalık ve Napoli krallığının desteÄŸi ve kışkırtmasıyla harekete geçen Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vur-kaç taktiÄŸi ile Osmanlı kuvvetlerine baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar verdi. 1465 yılında gerçekleÅŸen I.seferde, İlbasan Kalesi’ni yaptırıp, içine asker yerleÅŸtiren Fatih, Balaban PaÅŸa’yı bölge için görevlendirerek, geri döndü. Ancak, Papa ve diÄŸer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran İskender Bey, Balaban PaÅŸa’yı ÅŸehit etti ve İlbasan kalesi’ni kuÅŸattı. Bunun üzerine Fatih II. Arnavutluk Seferi’ne çıktı (1467). Ele geçirilen topraklarda yeni garnizonlar oluÅŸturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oÄŸlu Jean geçmiÅŸti. Arnavutlukta baÅŸlayan kargaÅŸa sebebiyle Fatih 3. kez Arnavutluk seferini baÅŸlattı. Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuÅŸatıldı. Nihayet 1479′da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti haline gelmiÅŸ oluyordu.

Mora Seferleri

İstanbul’un fethinden sonra Bizans İmparatoru XII. Konstantin’in oÄŸulları, rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora’da, Osmanlıların yardımını istemiÅŸlerdi. TurahanoÄŸlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve muhalifler bertaraf edildi. Fakat bu sefer iki kardeÅŸ arasında mücadele baÅŸlamıştı. Bölge ülkelerinin Mora’yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458′de harekete geçti. Korent’i ele geçiren Fatih, Mora’nın bir kısmını merkeze baÄŸlayarak, burada bir sancak oluÅŸturdu. Atina ve diÄŸer bölgeler ise Osmanlı yönetimini kabul etti. KardeÅŸi Dimitrios’a karşı Arnavutların desteÄŸini alan Tomas’ın Osmanlılarla yapılan anlaÅŸmayı bozması üzerine 2.kez Mora’ya sefer düzenlendi. Tomas, Papa’nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda Türk yerleÅŸtirildi. Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı ayaklandırmaya çalışıyorlardı. Ancak bunda baÅŸarı kazanamayan Venedik, Osmanlı kuvvetleri tarafından bozguna uÄŸratıldı (1465).

Eflâk ve Boğdan Seferleri

Yıldırım zamanında vergiye baÄŸlanan Eflâk PrensliÄŸi’nin başına Fatih tarafından Vlad (Kazıklı Voyvoda) getirilmiÅŸti (1456). Osmanlılara baÄŸlı görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu Vlad’ın Fatih’in elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflâk’a bir sefer düzenledi. BoÄŸdan’dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri voyvodayı uzun süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaÅŸma üzerine Vlad’ı esir etmeleri ile mesele çözüldü. Fatih voyvodalığa Radul’u getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455′ten itibaren Osmanlı Hâkimiyetini tanıyan BoÄŸdan PrensliÄŸi’nin Kefe’nin fethinden sonra izlediÄŸi düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1476′da BoÄŸdan’a girdi. Fatih’in bizzat başında olduÄŸu Osmanlı kuvvetleri BoÄŸdan ordusunu büyük bir bozguna uÄŸrattı. Böylece BoÄŸdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oluyordu.

Bosna-Hersek Seferleri

Osmanlılara vergi yoluyla baÄŸlı olan Bosna Kralının, anlaÅŸmalara riayet etmemesi üzerine Üsküp’ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmut PaÅŸa ve TurahanoÄŸlu Ömer Bey’e Bosna’nın tamamen fethedilmesi emrini vermiÅŸti. 1463 yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı. Ancak ÅŸeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna SancakbeyliÄŸi oluÅŸturuldu. Fakat ordunun İstanbul’a dönmesi üzerine aynı yıl, Macar kralı Bosna’ya girdi. İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe dışındaki bütün kale ve ÅŸehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara doÄŸrudan baÄŸlanması ÅŸartıyla tahtında bırakılmıştı. Ancak 1483 yılında Hersek tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir.Fatih, Bosna’yı Osmanlı topraklarına kattığı zaman “Bogomil” mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem Katolik hem de Ortodoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine saÄŸlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuÅŸlardı. İşte bu Müslüman Bosnalılara “BoÅŸnak” denilmektedir.

Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komÅŸusu ve rakibi Macarlar, denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek baÅŸlarına Osmanlılarla baÅŸ edemeyeceklerini bildiÄŸinden, doÄŸrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de tabiî sınır olan Tuna’yı geçmeyi düşünmemiÅŸtir. Ancak akıncılar vasıtasıyla, Macaristan’a güvenliÄŸin saÄŸlanmasına yönelik yüzlerce baÅŸarılı akın düzenlenmiÅŸtir. Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doÄŸrudan karşılaÅŸmaktansa Balkanlardaki diÄŸer devletleri kışkırtmayı yeÄŸ tutmuÅŸtur. Güçlü donmasıyla Mora ve Ege’deki adalara sahip olmak isteyen Venedik, Osmanlılar karşısında istediÄŸi sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı kaleleri Osmanlıların eline geçmiÅŸtir.

Ege Adalarının Fethi

İstanbul’u ele geçiren Fatih, Bizans’a ait bütün toprakları hâkimiyeti altında birleÅŸtirmek istiyordu. Böylece Bizans’ın yeniden dirilmesini önleyeceÄŸi gibi, iktisadî ve siyasî açıdan da nüfuz alanını geniÅŸletebilecekti. Öncelikle Anadolu kıyısına yakın adaları hedef alan Fatih, Bizans, Venedik ve Cenevizlilerin elindeki bu adalardan Anadolu’ya yapılan korsan akınlarının önünü kesmiÅŸ olacaktı. İkinci olarak Orta ve DoÄŸu Akdeniz deki adalar hedef alınmıştı ki, bu adalar Fatih’in İtalya’ya yani eski Roma’ya geçiÅŸini kolaylaÅŸtıracaktı.( Nitekim Gedik Ahmet PaÅŸa komutasındaki bir Osmanlı donanması Napoli Krallığının elindeki Otranto’yu fethetmiÅŸ ve buradan Güney İtalya’ya akınlar düzenlenmiÅŸtir.(1480) Fakat Fatih’in ölümünden sonra baÅŸa geçen II. Bâyezid, Gedik Ahmet PaÅŸa’yı geri çağırınca, ÅŸehir savunmasız kalmış ve İtalyanlar kaleyi tekrar ele geçirmiÅŸlerdir).1456 yılında öncelikle Çanakkale BoÄŸazı’na hâkim olan adalardan Gökçeada (İmroz), TaÅŸoz Enez ve Semendirek adaları ele geçirildi. Aynı tarihlerde Limni ve Midilli halkı Türk yönetimine girmek için Osmanlılara baÅŸvurmuÅŸtu. Önce Limni, ardından, uzun süren kuÅŸatmayı müteakip Midilli (1467) ele geçirildi. Venedikliler 264 yıldır ellerinde tuttukları AÄŸrıboz Adası’ndan Mora ve Ege adalarındaki Türk birliklerine karşı saldırılarını yoÄŸunlaÅŸtırmaktaydılar. Bunu önlemek maksadıyla AÄŸrıboz’un fethine karar veren Osmanlılar neticede 17 gün süren kuÅŸatmadan sonra amaçlarına ulaÅŸtılar. Epir despotunun elindeki Zanta, Kefalonya ve Ayamavra gibi adalar da Fatih’in saltanatının son zamanlarında Osmanlı topraklarına dahil edilmiÅŸtir. Ancak St. Jean şövalyelerinin elindeki Rodos’a karşı giriÅŸilen birkaç muhasara neticesiz kalmıştır.


Fatih’in DoÄŸu Politikası

Karadeniz Politikası; Osmanlılar, Anadolu’nun büyük bir kısmını hâkimiyetleri altına almalarına raÄŸmen kuzeyde, Karadeniz kıyısındaki bazı yerler Trabzon Rumları, Cenevizliler ve CandaroÄŸullarının elinde bulunuyordu. Anadolu Türk birliÄŸinin saÄŸlanması ve ticaret güvenliÄŸi açısından bu bölgelerin ele geçirilmesi ÅŸarttı. İşte bu sebeplerle, Fatih karadan ve denizden kuvvetlerini harekete geçirdi. 1461 yılında Cenevizlilerin elindeki önemli bir üs olan Amasra teslim olmak zorunda kaldı. Seferin kendisine karşı yapıldığını sanan CandaroÄŸlu İsmail Bey, Kastamonu’yu terk ederek Sinop’a çekildi. Bursa’ya dönerek birliklerini takviye eden Fatih, Trabzon seferine çıkarken, Sinop da dahil CandaroÄŸullarının topraklarını savaÅŸmaksızın ele geçirdi. Fatih’in asıl amacı 1204 yılında Lâtinlerin İstanbul’u iÅŸgal etmesi üzerine Bizans hanedanına mensup Komnenlerin ayrı bir devlet oluÅŸturdukları Trabzon idi. Osmanlılara vergi vermeyi kabul eden Trabzon Rumları bir taraftan Fatih’in rakibi olan Uzun Hasan ile ittifak içine girmiÅŸti. Nihayet Fatih, karadan birliklerini Trabzon’a gönderirken, bir donanma da Sinop’tan kalkarak bölgeye yöneldi. Bu sırada Uzun Hasan’ın Osmanlı ordusunu arkadan çevirebileceÄŸi ihtimaline karşı Fatih, ordusunu Sivas’ın güneyinden Yassıçemen’e çevirdi. Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun’un ricası üzerine Akkoyunlularla bir anlaÅŸma yapıldı. AnlaÅŸmaya göre Akkoyunlular, Trabzon Rumlarına yardım etmemeyi vaat etmiÅŸlerdir. AnlaÅŸmanın akabinde kara ve denizden Trabzon yeniden kuÅŸatıldı. Çaresiz kalan Trabzon Hâkimi David Komnen ÅŸehri teslim etmeyi kabul etti (26 Ekim 1461). Böylece 258 yıl devam eden Trabzon Rum İmparatorluÄŸu da tarihe karışmış oldu.

Karadeniz’in Anadolu kıyılarını tamamen hâkimiyetine alan Fatih’in bundan sonraki hedefi, önemli ticaret limanları olan Ceneviz kolonilerini ortadan kaldırarak, Karadeniz’i tam bir Türk gölü yapmak idi.

Gedik Ahmet PaÅŸa komutasındaki donanma 1475 yılında Kefe, Azak ve Menkup iskele ve kalelerini ele geçirdi. Böylece Osmanlılar, Altınorda Hanlığı’nın zayıflamasıyla ortaya çıkan Kırım Hanlığı ile komÅŸu oldu. Azak Kalesi’nin düşürülmesi sonucunda bazı Cenevizliler ile birlikte Kırım hanlarından Mengli Giray Han da esir edilmiÅŸti. Mengli Giray Han’ın İstanbul’a getirilmesiyle Kırım Hanlığı Osmanlı hâkimiyetine girmiÅŸ oldu. (1478). Kırım hanları 350 yıl boyunca Osmanlıların batıya karşı en güçlü müttefikleri olarak hizmet vermiÅŸlerdir.Anadolu’da Türk BirliÄŸinin GerçekleÅŸmesi; Osmanlıların kuruluÅŸ devrinden beri en ciddî rakipleri durumundaki KaramanoÄŸulları, Fatih’in politikalarına karşı, Akkoyunlu ve Memlûklu devletlerinin desteÄŸini saÄŸladığı gibi, Venediklilerle de bir ittifak kurmakta sakınca görmemiÅŸlerdi. Bu düşmanca tavır üzerine Fatih 1466 yılında KaramanoÄŸulları üzerine yürümeye karar verdi. Beylik topraklarının büyük kısmı Osmanlıların eline geçmesine raÄŸmen Fatih, Larende ve Silifke yörelerine çekilen KaramanoÄŸullarına karşı mücadeleyi, Otlukbeli Savaşı’nın sonrasında da sürdürmüştür. Fakat Karaman Beyi Kasım’ın ölümünden sonra (1483) beylik tamamen oradan kalkmış olacaktır. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan, 1467 yılında Karakoyunlu topraklarına sahip olunca Osmanlılar aleyhine hâkimiyetini geniÅŸletmeye baÅŸlamıştı. Anadolu birliÄŸi yönündeki bu tehlike üzerine Fatih, 1473′te harekete geçti. Otlukbeli mevkiinde yapılan savaÅŸta Osmanlılar büyük bir zafer kazandılar. Artık Akkoyunlular Osmanlılar için bir tehlike olmaktan çıkmıştı.


Yavuz Sultan Selim Devri

Henüz Trabzon’da vali iken DoÄŸu’da Safavilerin nasıl güçlendiÄŸini gören ve onlarla baÅŸarılı bir mücadeleye giren Selim, tahta çıktıktan sonra, Anadolu’daki mezhep mücadelesine bir son vermek için Safavilerle doÄŸrudan savaÅŸa girmeyi kaçınılmaz görmekteydi. Nihayet ordusunun başında DoÄŸu seferine çıkan Yavuz Selim, Çaldıran Ovası’nda Åžah İsmail’in ordusuyla büyük bir meydan muharebesi yaptı. İki Türk hükümdarının mücadelesinden Selim üstün çıktı (23 AÄŸustos 1514). DoÄŸu Anadolu toprakları Osmanlıların eline geçti. Yavuz, Tebriz’e kadar Åžah İsmail’i takip etti. DulkadiroÄŸulları beyliÄŸi Osmanlı yönetimine alındı ve sonra ilhak edildi (1515)Babası döneminde Memlûklara karşı yapılan seferlerin çoÄŸu kez baÅŸarısızlıkla neticelenmesi, Osmanlıların doÄŸu’da ve İslâm dünyasında üstünlük kurmaları önündeki en büyük engel idi. Bu sebeple, Safavi tehlikesini bertaraf ettikten sonra Yavuz, Memlûklara karşı büyük bir ordu hazırladı. Mısır Memlûk Sultanı Kansu Gavri, Osmanlı ordusunu Halep’in kuzeyinde karşıladı. Ancak Mercidabık Savaşı Osmanlıların zaferiyle son buldu (24 AÄŸustos 1516). Kansu Gavri savaÅŸ sırasında öldü. Malatya’dan Sina yarımadasına kadar olan topraklar Osmanlıların eline geçti. Kışı Åžam’da geçiren Yavuz, tekrar Mısır’a yöneldi. Yeni Memlûk Sultanı Tomanbay ile Kahire’nin kuzeyindeki Ridaniye mevkiinde yapılan savaşı da Osmanlılar kazandı. (22 Ocak 1517). Bu savaÅŸ Memlûk Devleti’nin sonu oldu. Suriye, Filistin, Mısır ve Hicaz Osmanlı hâkimiyetine girdi. Hülagû’nun BaÄŸdat’ı iÅŸgal etmesiyle Memlûk himayesine giren halifelik müessesesi de böylece Osmanlılara geçmiÅŸ oluyordu. Nitekim Mekke ÅŸerifi ÅŸehrin anahtarını Yavuz Sultan Selim’e sunarak itaatini bildirmiÅŸti. Yavuz dönemi Osmanlıların doÄŸu’da ve İslâm dünyası’nda en büyük güç haline geldiÄŸi bir dönemdir.


Yükseliş Döneminin Zirvesi

Kanuni Sultan Süleyman

Yavuz Sultan Selim’in sekiz yıl süren hâkimiyet devrinden sonra Osmanlı tahtına oÄŸlu I.Süleyman geçti (1520). I.Süleyman’ın 46 yıllık saltanatında Osmanlı İmparatorluÄŸu siyasî, askerî ve iktisadî açılardan zirveye ulaÅŸmıştır. Bu sebeple dost düşman ona Kanuni, MuhteÅŸem, Büyük Türk gibi lâkaplarla hitap etmiÅŸ ve tarihe de böyle geçmiÅŸtir.


Avrupa’daki GeliÅŸmeler

Kanuni döneminde özellikle Avrupa’da önemli dinî ve siyasî deÄŸiÅŸiklikler söz konusudur. Güçlü Macar krallığının Osmanlı hâkimiyetine girmesinden sonra, Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Åžarlken en ciddî rakip hâline gelmiÅŸ, onun oluÅŸturduÄŸu imparatorluÄŸun uzantısı durumundaki Avusturya ArÅŸidükalığı Osmanlılara sınırdaÅŸ olmuÅŸtur. Bu devlet ile Avrupa’nın en güçlü hanedanı olacak olan Habsburglar Avrupa’yı âdeta parselleyeceklerdir. Bu dönemde güçlenmeye baÅŸlayan Protestanlık, Avrupa’da mezhep çatışmalarının ÅŸiddetlenmesine sebep olmuÅŸtu. DoÄŸu Avrupa’da da Lehistan ve Ortodoks Rusya güçlenmeye baÅŸlamıştı. Kanuni, Avrupa’daki siyasî ve dinî çekiÅŸmelerden faydalanarak, onların birleÅŸmemesine özen göstermiÅŸ ve bunu bir devlet politikası hâline getirmiÅŸtir. Yine bu dönemde Akdeniz’de ve Okyanuslarda güçlü bir ticarî ve iktisadî filo oluÅŸturan İspanyol ve Portekiz donanmaları Venedik’in yerini almış görünüyordu.

Belgrat’ın Fethi ve Macaristan Seferi

Fatih’in Sırbistan seferinde ele geçirilemeyen Belgrat, Avrupa içlerine yapılacak akınlar için bir sıçrama noktası idi. Bu sebeple Kanuni, Macaristan seferine çıktığında ilkin Belgrat’ı kuÅŸattı ve ele geçirdi(1521). Burayı bir üs olarak kullanan Osmanlılar artık rahatlıkla Avrupa içlerine sefer yapabilecekti. Nitekim Åžarlken’e tutsak olan Fransa Kralı Fransuva’yı, kendisinden yardım talep etmesi üzerine, kurtarmayı amaçlayan Kanuni, 1526 yılında karşısındaki ittifakı parçalamak amacıyla yeniden Macaristan üzerine bir sefer düzenledi. 29 AÄŸustos 1526′da Mohaç Meydan Muharebesi ile Macar ordularını imha eden Kanuni, Budin’i (BudapeÅŸte) ele geçirdi. Macaristan’ın bir bölümü ilhak edildi ve kalan kısmı Erdel Krallığı oluÅŸturularak Osmanlı hâkimiyetine alındı.

Avusturya Seferleri

Macaristan’ın ele geçirilmesi üzerine, ölen Macar kralı ile akrabalığını öne süren Avusturya ArÅŸidükü Ferdinand, Macar topraklarında hak iddia etmiÅŸ ve Budin’i iÅŸgal etmiÅŸti. Bunun üzerine Kanuni, yeniden Macaristan’a sefer düzenledi. Budin kurtarıldı. Ancak Kanuni’nin asıl maksadı Viyana idi. Osmanlı ordusu ÅŸehri kuÅŸattı ise de ele geçirmeye muvaffak olamadı(1529). I.Viyana KuÅŸatması’nın sonuçsuz kalmasından cesaretlenen Ferdinand, Budin’i tekrar iÅŸgal etti. Kanuni ünlü “Alman Seferi” ile mukabele ederek iÅŸgal edilen yerleri geri aldı. Ferdinand ile İstanbul’da bir anlaÅŸma yapıldı. Bu anlaÅŸmaya göre Ferdinand, Macaristan üzerinde hak talep etmeyecek ve Osmanlı hâkimiyetini tanıyacak ve elinde bulundurduÄŸu Macaristan’a ait topraklar için de Osmanlılara vergi verecekti.(1533).

Ferdinand’ın Macar kralının ölümünü fırsat bilerek anlaÅŸmayı bozması üzerine Kanuni yeniden sefere çıktı. 1562′deki bu sefer sonucunda Macaristan’da Erdel BeylerbeyliÄŸi oluÅŸturuldu. Avusturyalılar fırsat buldukça Macar topraklarına tecavüz etmiÅŸler ve her seferinde de Osmanlılardan gerekli cevabı almışlardır. Nitekim Kanuni’nin son seferi de Avusturya’ya karşı olmuÅŸ ve Zigetvar Kalesi kuÅŸatılmıştır (1566).

Fransa ile Münasebetler ve İlk Kapitülâsyon

Avrupa birliÄŸini saÄŸlamak isteyen Roma-Cermen İmparatoru Åžarlken, bu maksatla Fransız Kralı Fransuva’yı esir etmiÅŸti. Kendisinden yardım isteyen kral ile iyi iliÅŸkiler kuran Kanuni böylece Åžarlken’e karşı bir müttefik kazanmış oluyordu. 1535 yılında iki ülke arasında ticaret ve dostluk anlaÅŸması imzalandı. AnlaÅŸma ile her iki ülke serbest ticaret hakkı elde edecek ve bu haklar iki hükümdarın yaÅŸadığı sürece geçerli olacaktı. Lâkin kapitülasyon adıyla tarihe geçecek olan bu ticarî imtiyazlar sürekli hâle getirilmiÅŸ, sonraki devlet adamlarının basiretsizliÄŸi sebebiyle tek taraflı iÅŸlemeye baÅŸlamış ve baÅŸka devletlere de imtiyazların tanınmasıyla Osmanlı ekonomisi giderek dışa bağımlı hâle gelmiÅŸtir.

İran’la Münasebetler

Åžah İsmail’in yerine geçen oÄŸlu I.Åžah Tahmasp, babası gibi, Osmanlıların düşmanı olan Venedik ve Avusturya ile ittifak kurmakta bir beis görmüyordu.

Osmanlı ordusu, Avrupa’ya sefere çıktığında Safaviler, DoÄŸu Anadolu topraklarına karşı saldırıya geçiyordu. Bu sebeple, Kanuni, Irakeyn (iki Irak; Irak-ı Acem ve Irak-ı Arap) seferi diye bilinen bir sefere çıktı (1534-35). Tebriz ve BaÄŸdat Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlının Avrupa ile ilgilenmesinden yararlanan Safaviler fırsat buldukça yeniden harekete geçtiklerinde, bölgeye 1555 yılına kadar Nahcivan ve Tebriz üzerine birkaç kez sefer düzenlenmiÅŸtir. Osmanlılar karşısında fazla bir varlık gösteremeyen Åžah Tahmasp nihayet barış anlaÅŸması imzalamayı kabul etmek zorunda kalmış ve Amasya AntlaÅŸması (1555) ile Osmanlı üstünlüğünü kabul ederek BaÄŸdat, Tebriz ve DoÄŸu Anadolu’nun Osmanlı hâkimiyetinde olduÄŸunu tasdik etmiÅŸtir.

Deniz Seferleri ve Fetihler

Kanuni devri karada olduÄŸu gibi denizlerde de büyük bir üstünlüğün saÄŸlandığı bir devirdir. Fatih’in alamadığı, St.Jean şövalyelerinin elindeki Rodos ve çevresindeki adacıklar, baÅŸarılı bir kuÅŸatma sonunda ele geçirilmiÅŸ(1522), II. Bâyezid zamanından beri Akdeniz’de serbestçe faaliyet gösteren Barbaros kardeÅŸlerin devlet hizmetine alınmasıyla deniz ve kıyılarda pek çok yer Osmanlı hâkimiyetine dahil olmuÅŸtur. Cezayir’i ellerinde bulunduran ve Osmanlılar adına, 1492 yılında İspanya’da soy kırıma uÄŸrayan Musevîleri İstanbul’a gemilerle nakleden Barbaros kardeÅŸler haklı bir üne sahip olmuÅŸlardı. 1533 yılında Cezayir’i Osmanlılara bırakarak kaptan-ı deryalık görevini kabul eden Barbaros Hayrettin PaÅŸa (Hızır Reis), 1538 yılında Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanmasını Preveze’de büyük bir bozguna uÄŸratarak, Osmanlılardın Akdeniz’in tek hâkimi olduÄŸunu bütün dünyaya kabul ettirdi.

Barbaros’un ölümünden sonra yerine geçen Turgut Reis de fetihlere devam etti.Nitekim St. Jean şövalyelerinin elinde bulunan Trablusgarp onun tarafından fethedilmiÅŸ (1551), Preveze’den sonraki en büyük deniz zaferi sayılan Cerbe Savaşı sonunda Haçlı donanması bir kez daha hezimeti tatmıştır. Sadece Akdeniz’de deÄŸil Kızıl Deniz ve Hint Okyanusunda da Osmanlı donanması faaliyette bulunmuÅŸtur. Uzak denizlerde istenilen sonuçlar elde edilememiÅŸse de bu dönemde Yemen ve Arabistan’ın güney kıyıları ile HabeÅŸistan ele geçirilmiÅŸtir.


Kanuni’nin Ölümü ve Sonrası

Zigetvar Muhasarası esnasında hastalanan Kanuni kalenin fethini göremeden 66 yaşında öldü (1566). Siyasî, askerî ve iktisadî bakımlardan Osmanlıyı zirveye çıkaran bu büyük hükümdarın yerine geçen ne II. Selim (1566-1574) ne de III. Murat (1574-1595) aynı evsafta kiÅŸiler deÄŸillerdi. Ancak Kanuni devrinde baÅŸlayan fetih rüzgârları o derece ÅŸiddetliydi ki, bu hükümdarlar devrinde de hızını devam ettirebildi. Şüphesiz bu baÅŸarılarda sadrazam Sokullu Mehmet PaÅŸa’nın dirayetli siyasetinin de rolü büyüktür. Anadolu’nun Akdeniz’e bakan kıyılarında bir çıban başı gibi duran Venedik’in elindeki Kıbrıs bu fetih rüzgârıyla kuÅŸatıldı. Lala Mustafa PaÅŸa komutasındaki Osmanlı donanması adayı ele geçirir geçirmez (1571), buraya Anadolu’nun çeÅŸitli sancaklarından Türkler yerleÅŸtirildi. Artık Kıbrıs da Türk olmuÅŸtu. Bu durumu hazmedemeyen Venedik, İspanyol, Malta donanmaları papa ve diÄŸer bazı Avrupa devletlerinin de desteÄŸi ile harekete geçerek büyük bir savaÅŸ filosu oluÅŸturdular. Korent Körfezi yakınlarında, İnebahtı önlerinde yapılan deniz savaşını Osmanlılar kaybetti (1571).

Ancak kendileri de oldukça fazla zaiyat verdiÄŸinden, Haçlı donanması Osmanlı kadırgalarını takip edecek durumda deÄŸildi. Sokullu kısa zamanda donanmayı yenileyerek yeniden Akdeniz’e indirdi. Venedik bu durum karşısında yeni bir savaşı göze alamadı ve Osmanlılara vergi vermeyi kabul etti. Kılıç Ali PaÅŸa komutasındaki donanma Tunus’u yeniden Osmanlı topraklarına kattı (1574). Bu esnada II.Selim ölmüş ve yerine III. Murat geçmiÅŸti. Bu padiÅŸah devrinde, Åžah Tahmasp’ın ölümüyle çalkanan İran’a savaÅŸ açıldı (1576) Gürcistan ve Azerbaycan’ın büyük bir kısmının ele geçirilmesiyle neticelenen ilk seferden sonra savaÅŸ 15 yıl sürdü. Bu uzun savaÅŸ ile daha fazla yıpranmak istemeyen Osmanlı İmparatorluÄŸu ile İran arasında 1590′da bir barış anlaÅŸması yapıldı. Yine bu dönemde baÅŸlayan Türk-Macar Savaşı I.Ahmet devrine kadar devam etti. Don ve Volga nehirlerini birleÅŸtirmeyi amaçlayan kanal projesi ile SüveyÅŸ kanalı teÅŸebbüsünün mimarı olan Sokullu’nun 1579′daki ölümü ile Osmanlı İmparatorluÄŸu büyük bir yara almıştır. Özellikle III.Murat’ın oÄŸlu III.Mehmet’in (1595-1604), hükümet iÅŸlerini annesine bırakıp, bir köşeye çekilmesi Osmanlı’yı XVII. yüzyılda daha kötü yılların bekleyeceÄŸinin âdeta habercisi idi.


Duraklama Dönemi ve Son Başarılar

III. Mehmet zamanında Avusturya’ya karşı devam ettirilen savaÅŸlarda EÄŸri, Kanije ve Haçova zaferleri elde edilmiÅŸse de I. Ahmet (1604-1617), Zitvatorok AntlaÅŸmasını imzalayarak (1606), Osmanlının, Avrupa’daki üstünlüğünün sona erdiÄŸini bir anlamda kabul ediyordu. Her ne kadar ele geçen topraklar bu anlaÅŸmayla Osmanlıda kalıyorsa da, artık iki devletin “eÅŸit” sayıldığı hükme baÄŸlanmıştı. XVI.yüzyıl baÅŸlarından itibaren Avusturya ve İran’la girilen uzun savaÅŸlar, ehliyetsiz idareciler, liyakatin yerini iltimas ve rüşvetin alması, buna baÄŸlı olarak devletin askerî ve iktisadî düzeninin temelini oluÅŸturan tımar sisteminin bozulmaya baÅŸlaması, devletin güç ve otoritesini, halkın huzur ve asayiÅŸini güvenliÄŸini sarsmıştır. XVII. yüzyıla girilirken bu olumsuz ÅŸartlar, anarÅŸinin artmasına sebep olmuÅŸtur. Merkez ve taÅŸra teÅŸkilâtında görülen bozulmalar, pek çok isyanın çıkmasını ve dolayısıyla devlet nizamının sarsılmasını beraberinde getirmiÅŸtir. Bu isyanları üç grupta toplamak mümkündür; TaÅŸrada çıkan Celalî İsyanları, Eyalet isyanları ve İstanbul merkezli kapıkulu isyanları. Celalî isyanlarının en önemli sebepleri, yukarıda da belirttiÄŸimiz gibi, devletin uzayan savaÅŸlara baÄŸlı olarak azalan gelirlerini karşılayabilmek için vergileri artırması, tımar sistemindeki bozulmalar ve köylünün artan vergilere karşı huzursuzlukları idi. Halkın devlete olan güveninin sarsılması, isyancıların gücünü daha da artırıyordu. KalenderoÄŸlu, Karayazıcı, Deli Hasan gibi Celâlîlerin isyanlarına, medrese öğrencisi suhteler ve başıboÅŸ leventlerin isyanları da eklenince, devlet isyanları bastırmada oldukça zorlandı. Bu isyanlar yüzünden özellikle Anadolu’da dirlik ve düzenlik kalmadığı gibi, iktisadî durum da oldukça bozulmuÅŸtur. Yine bu otorite boÅŸluÄŸu nedeniyle Erzurum ve Sivas gibi yerlerin valileri ile Yemen, BaÄŸdat, Eflâk, BoÄŸdan gibi baÄŸlı eyaletlerin yerli yöneticileri de isyan etmiÅŸlerdi.

İstanbul’daki yeniçerilerin ulûfelerini zamanında alamamalarını bahane ederek çıkardıkları isyanlar doÄŸrudan sarayı hedef almıştır. Fesat yuvası hâline gelen Yeniçeri Ocağı’nı düzenlemek isteyen II. Osman (1618-1622) yeniçerilerin hışmına uÄŸramış, isyancılar sarayı basmıştır. Yeniçeriler, Genç Osman’ı tahttan indirerek yerine, III. Mehmet’in kardeÅŸi I.Mustafa’yı getirmiÅŸler ve bununla da kalmayarak, Genç Osman’ı Yedikule Zindanlarında katletmiÅŸlerdir. Bu olay yeniçerilerin bir padiÅŸahı tahttan düşürüp, katletmelerinin ilk örneÄŸi olması açısından dikkat çekicidir.

Yeniçerilerin baÅŸa geçirdiÄŸi I.Mustafa’nın bir yıl sonra ölmesiyle, Osmanlı tahtına IV. Murat geçer (1623-1640), genç padiÅŸah, hâkimiyetinin ilk on yılında devlet idaresindeki inisiyatifi valide Kösem Sultan’a bırakmış ve güçlenene kadar fesat çıkaranlara karşı tedbirli davranmıştır. Ancak saraydaki huzursuzluk ve Anadolu’da yeniden patlak veren isyanların tehlikeli boyutlara ulaÅŸması üzerine 1632′de duruma müdahale eden IV. Murat, kısa zamanda otoriteyi tesis etmiÅŸtir. Sert tedbirlerle nifak çıkaranları, ÅŸeyhülislâm ve kardeÅŸleri de dahil, öldürtmekten çekinmemiÅŸ, boÅŸalan devlet hazinesini yeniden çeki düzene koymuÅŸtur. Toparlanan Osmanlı İmparatorluÄŸu, BaÄŸdat’ı ele geçiren İran’a savaÅŸ açtı. IV. Murat, ünlü seferiyle BaÄŸdat’ı geri aldı (1638). İran ile yapılan Kasr-ı Åžirin AntlaÅŸmasıyla (1639), bugünkü sınırlara yakın olan Türk-İran sınırı yeniden çizildi.

1640′ta, IV. Murat’ın ölmesi üzerine yerine kardeÅŸi I. İbrahim geçti(1640-1648). Fakat onun sekiz yıllık saltanatında devlet her açıdan kötülemeye baÅŸlamıştı. Sonunda 1648 yılında o da öldürüldü ve çocuk yaÅŸtaki IV. Mehmet Osmanlı tahtına çıkarıldı (1648-1687). Harem ve Yeniçeri Ocağı devlet iÅŸlerine istedikleri gibi müdahale eder olmuÅŸlardı. Bu kötü gidiÅŸ 1656′da Köprülü Mehmed PaÅŸa’nın sadrazamlık vazifesine getirilmesine kadar devam etti. Köprülü Mehmet PaÅŸa ve onun ailesinden olan diÄŸer sadrazamlar XVIII. yüzyıl baÅŸlarına kadar Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun idaresinde belirleyici bir rol oynamışlardır. Köprülüler Devri olarak bilinen bu dönemde geçici de olsa bir istikrar saÄŸlanmış ve Osmanlılar son fetihlerini bu devirde gerçekleÅŸtirebilmiÅŸlerdir. Köprülü Mehmet PaÅŸa, içerde sükûneti saÄŸladığı gibi, Venediklilerin eline geçmiÅŸ olan Bozcaada ve Limni’yi geri alıp, Çanakkale BoÄŸazı’nı ablukadan kurtardı. Köprülü Mehmet PaÅŸa öldüğünde, padiÅŸah yine geniÅŸ yetkilerle oÄŸlu Köprülü Fazıl Ahmet PaÅŸa’yı sadarete getirdi(1661). Erdel iÅŸlerine karışan Avusturya’ya karşı baÅŸlatılan savaÅŸta Fazıl Ahmet PaÅŸa, Uyvar’ı fethetti. Avusturya yapılan anlaÅŸmayla, Erdel ile Uyvar ve Neograt kalelerinin Osmanlı hâkimiyetinde olduÄŸunu kabul etti. Uzun süredir kuÅŸatılan, Venedik’in elindeki Girit, Kandiye Kalesi’nin düşmesiyle Osmanlı hâkimiyetine girdi(1669). Lehistan’a yapılan sefer sonucunda Podolya da Osmanlı topraklarına katıldı (1676).

Büyük baÅŸarılara imza atan Fazıl Ahmet PaÅŸa’nın genç yaÅŸta ölmesi üzerine, IV. Mehmet, Köprülü’nün damadı Kara Mustafa PaÅŸa’yı sadrazamlığa getirdi(1676).

Kara Mustafa PaÅŸa, Çehrin’i ele geçirdi (1678). Bu zaferden sonra, Ruslar, Dinyeper nehrinin sağında kalan toprakları Osmanlılara bırakmak zorunda kaldıkları ilk anlaÅŸmayı Türklerle yapmıştır (1681). Zaferlerin devamı getirerek Osmanlı’yı yeniden Avrupa’daki en geniÅŸ sınırlara ulaÅŸtırmak isteyen Kara Mustafa PaÅŸa, Orta Macaristan’da, Katolik Avusturya’ya karşı isyan eden Protestan Macarları himayesine aldı. İmre Tököli Osmanlılar tarafından Orta Macaristan kralı olarak tanındı. Mustafa PaÅŸa, büyük bir orduyla Viyana’ya sefer düzenledi. Kanuni’nin ele geçiremediÄŸi Avusturya’nın merkezi Viyana’ya karşı baÅŸlatılan bu ikinci sefer boyunca Osmanlılar hiçbir direnmeyle karşılaÅŸmadılar. 1683′te kuÅŸatma baÅŸladığında, Avusturya imparatoru çoktan ÅŸehri terketmiÅŸti. Ancak kuÅŸatmanın uzun sürmesi, Lehistan ve Alman askerlerinin, ÅŸehrin imdadına yetiÅŸmesiyle neticelendi. İki ateÅŸ arasında sıkışan Kara Mustafa PaÅŸa, büyük bir bozguna uÄŸradı. (12 Eylül 1683). Osmanlılar Belgrat’a kadar geri çekilmek zorunda kaldı. Viyana bozgunu, sadrazamın Belgrat’ta hayatına mal olmuÅŸtu. Osmanlı İmparatorluÄŸu’na karşı Avusturya, Lehistan, Malta, Venedik ve son olarak Rusların katıldığı(1696) büyük bir ittifak oluÅŸturuldu. Osmanlılar dört cephede bu ittifaka karşı mücadele verdiÄŸi sırada, içte de huzursuzluk artmaktaydı. IV. Mehmet tahttan indirilmesiyle yerine II. Süleyman (1687-1691) , II.Ahmet (1691-1695) devirlerinde huzursuzluk devam etti. Bu dönemde yine bir Köprülüzade olan Fazıl Mustafa PaÅŸa, ordu ve maliyeyi düzene koymaya yönelik baÅŸarılı icraatlarda bulunmuÅŸ ise de aynı aileden Hüseyin ve Nu’man PaÅŸalar, sadaret makamında baÅŸarı saÄŸlayamamışlardı.

II. Mustafa (1695-1703), Viyana bozgunu ve ardından gelen toprak kayıplarını önlemek amacıyla üç kez Avusturya’ya sefer düzenledi, ilk iki seferde kısmen baÅŸarı saÄŸlandıysa da son seferde Osmanlı ordusu Zenta denilen yerde bozguna uÄŸradı. Bunun üzerine İngiltere’nin araya girmesiyle Osmanlılar, ittifak güçleriyle Karlofça AntlaÅŸması’nı imzalamak zorunda kaldı (26 Ocak 1699). 25 yıl için geçerli olacak bu anlaÅŸma sonunda, Avusturya’ya Macaristan’ın büyük bir bölümü ve Erdel, Venediklilere Dalmaçya kıyıları ve Mora, Lehistan’a ise Podolya ve Ukrayna bırakılıyordu. Rusya ile yapılan üç yıllık ayrı bir anlaÅŸma ile de Azak Kalesi Ruslara terk ediliyor ve onların İstanbul’da daimî bir elçi bulundurmaları kabul ediliyordu. Karlofça AntlaÅŸması, Osmanlıların toprak kaybıyla neticelen ÅŸimdiye kadar imzaladıkları en ağır anlaÅŸma idi.

I.Edirne Vakası adı verilen bir ayaklanma ile Osmanlı tahtına III. Ahmet geçirildi (1703-1730). Rusya bu dönemde hem DoÄŸu Avrupa hem de Karadeniz istikametinde topraklarını geniÅŸletme gayesini gütmekteydi. Poltova yenilgisinden sonra Osmanlılara sığınan İsveç Kralı XII. Åžarl, iki ülke arasında yeniden bir savaşın baÅŸlaması için bir vesile oldu. Bu savaÅŸ ile Osmanlılar, Karlofça’da kaybettikleri toprakları tekrar kazanma fırsatını bulacaktı. Nitekim Prut’ta sıkıştırılan Ruslar (1711), anlaÅŸma yaparak, Azak’ı terk etmek zorunda kaldılar. KaradaÄŸ’da isyan çıkartan Venedik’e karşı açılan savaÅŸlarda ise iÅŸgal altındaki Mora kurtarıldı. (1715). Bu baÅŸarılar üzerine, sıranın kendisine geldiÄŸini düşünerek harekete geçen Avusturya, Osmanlıları yenilgiye uÄŸrattılar.

TemeÅŸvar ve Belgrat düştü. Osmanlılar Pasarofça AntlaÅŸmasını imzalayarak (1718), TemeÅŸvar ve Belgrad ile birlikte Küçük Eflâk ve Kuzey Sırbistan’ı Avusturya’ya bıraktı. Dalmaçya kıyılarındaki bazı kalelerin Venedik’e terki mukabilinde Mora muhafaza edildi. Osmanlılardın Balkanlar ve Orta Avrupa seferleri için stratejik bir mevkide olan Belgrat’ın düşmesi, ağır sonuçlar doÄŸurmuÅŸtur. Avusturya, Belgrat’tan Balkan içlerine sarkmakta daha baÅŸarılı olacaktır.

Lâle Devri

Pasarofça AntlaÅŸması neticesinde ortaya çıkan barışı iyi kullanmak isteyen Osmanlılar, artık Avrupa karşısında savunma durumunda kalacağını anladığından, Balkanlardaki sınır kalelerini tahkim etme, bölge halkını yanında tutmak için vergileri azaltma siyaseti uygulamaya ağırlık vermekteydi. Damat İbrahim PaÅŸa, Osmanlılara üstünlük kurmuÅŸ olan Avrupa’yı her yönüyle tanımak için Avrupa baÅŸkentlerine elçiler göndertti. 1718-1730 yılları arasındaki bu dönem, sanatta lâle motifinin iÅŸlenmesi sebebiyle “Lâle Devri” adıyla anılmaktadır. Bu dönemde matbaa açılması, çini ve kumaÅŸ fabrikası kurulması gibi bazı müspet yenilikler yapılmışsa da, III. Ahmet ve saray çevresinin ÅŸaÅŸalı eÄŸlenceleri ve harcamaları huzursuzluÄŸu artırmaktaydı. Damat İbrahim PaÅŸa’nın, İran’a karşı baÅŸlatılan savaÅŸta (1722) kesin netice alamaması ve uzayan savaÅŸ esnasında Tebriz’in sadrazamın gizli emriyle İran’a terk edildiÄŸi haberi, muhalefetin harekete geçmesine yetti.

Patrona Halil Ayaklanması’nın patlak vermesiyle bu dönem sona eriyordu. Damat İbrahim PaÅŸa ve yakınlarıyla Sultan III. Ahmet asiler tarafından katledildiler (1730)Bu olayın ardından III. Ahmet’in yeÄŸeni I.Mustafa hükümdarlığa getirildi. (1730-1754). Kafkaslardaki sınır olaylarını bahane eden Rusya, Kırım Tatarlarına karşı büyük bir saldırı baÅŸlattı. Azak ve Bahçesaray Rusların eline geçti (1739). Fransa’nın da teÅŸvikiyle Osmanlılar, Rusya’ya karşı savaÅŸ ilân etti. Rusya’nın yanında savaÅŸa katılan Avusturya da, Eflâk ve BoÄŸdan’a girmiÅŸti. Osmanlılar iki cephede de büyük baÅŸarılar kazandılar. Prusya, Fransa ve İsveç’in Osmanlılara yakınlaÅŸması, Osmanlılar karşısında ummadıkları bir yenilgi tadan Rusya ve Avusturya’yı barış yapmaya zorladı. Bu savaÅŸ sırasında tekrar Osmanlıların eline geçen Belgrat’ta bir anlaÅŸma imzalandı (18 Eylül 1739). Belgrat AnlaÅŸmasıyla, Avusturya, Pasarofça barışıyla elde ettikleri tüm topraklardan geri çekildiler. Ruslar da Azak’ı terkederek bölgedeki kıyı ve deniz ticaretinin Osmanlı gemileriyle yapılmasını kabul etti. Bu anlaÅŸma geçici de olsa Osmanlıların toparlanmasını saÄŸlamıştır. SavaÅŸta Türklerin tarafını tutan Fransa’yla, Kanuni döneminde tanınan imtiyazları geniÅŸleten ve süre tahdidi koymayan yeni bir kapitülâsyon antlaÅŸması imzalanmıştır (1740). Damat İbrahim PaÅŸa zamanında baÅŸlayan İran savaÅŸları Lâle Devri’nden sonra da devam etmekteydi. Ruslar, çöküş dönemine giren Safavilerin elindeki Azerbaycan ve Dağıstan’ı iÅŸgal etmiÅŸlerdi.

Åžirvan halkının talebi üzerine Osmanlılar duruma müdahale etmiÅŸ, iki ülke arasında çıkabilecek savaÅŸ Fransa’nın araya girmesiyle önlenmiÅŸti. Rusya’nın kuzeydeki iÅŸgaline karşın Osmanlılar da Güney Azerbaycan’ı topraklarına kattılar. Åžah Tahmasp 1732′de Osmanlılar ile barış yaptı. Bu durumu kabullenemeyen AfÅŸar Nadir Bey, Åžah Tahmasp’ı devirerek kendi hâkimiyetini ilan etti (1736). Osmanlılar bazı toprakları Nadir Han’a bırakmaya razı oldu. Her iki taraf için de yıpratıcı olan bu uzun savaÅŸlar, Kasr-ı Åžirin antlaÅŸmasıyla çizilen sınırların aynen kabul edildiÄŸi 1746 anlaÅŸmasıyla son bulmuÅŸtur.

I.Mahmut döneminde, baÅŸarılı savaÅŸların yanı sıra, ordu içinde de yeni düzenlemelere gidilmiÅŸtir. Aslen Fransız olup Osmanlı hizmetine girerek beylerbeyi olan Ahmet PaÅŸa, Humbaracı Ocağı’nı kurarak (1734), batı savaÅŸ tekniklerini burada hayata geçirmiÅŸ idi. I.Mahmut’un üvey kardeÅŸi III.Osman’ın (1754-1757) yerine geçen, amca oÄŸlu III. Mustafa (1757-1773) zamanında da ordu içerisinde bazı ıslahatlar devam ettirilmiÅŸtir. Nitekim onun döneminde Tophane ıslah edilerek yeni ve güçlü toplar dökülmüş, donanma yenilenmiÅŸtir. Ancak, Rusya ile baÅŸlayan harpler bu yeniliklerin yeterli olmadığını gösterecektir.


Gerileme Dönemi ve Gerilemeyi Durdurdurma Çabaları

1764 yılında Rusya, Osmanlıların toprak bütünlüğünü garanti ettiÄŸi Lehistan’ı iÅŸgal etmiÅŸ ve kaçan mülteciler Osmanlı sınırını geçen Ruslar tarafından katledilmiÅŸtir. Bu olay üzerine Osmanlı İmparatorluÄŸu Rusya’ya savaÅŸ ilân etmiÅŸtir(1768). Ruslar, Baserabya ve Kırım’ı iÅŸgal ettikleri gibi, İngilizlerin de yardımıyla, Baltık filosonu Akdeniz’e göndererek, Mora Rumlarını isyana teÅŸvik etmiÅŸler ve ÇeÅŸme’de demirli Osmanlı donanmasını gafil avlayarak, gemileri yakmışlardır. Bu arada Mısır’da da bir isyan hareketi baÅŸlamıştır. Ruscuk ve Silistre önlerinde Osmanlı kuvvetlerinin mevzii baÅŸarılar kazanmasının ardından II. Katerina, Lehistan iÅŸini halletmeyi plânladığından Osmanlılarla anlaÅŸma yapmayı kabul etmiÅŸtir. I.Abdulhamit’in (1773-1789) baÅŸa geçmesinden sonra imzalanan Küçük Kaynarca AntlaÅŸması ile (21 Temmuz 1774) Kırım Hanlığı Osmanlıdan kopartılarak sözde bağımsız bir devlet olmuÅŸ, Baserabya, Eflâk, BoÄŸdan Osmanlılarda kalmış, ancak Azak ve Kabartay bölgesi Rus hâkimiyetine geçmiÅŸtir. Ruslar bu anlaÅŸmayla İngiltere ve Fransa’ya tanınan kapitülâsyonları da kazanmış ve her yerde konsolosluk açma hakkını elde ederek, Osmanlının iç iÅŸlerine karışabileceÄŸi bir ortamı kendine hazırlamıştır. Nitekim 1783′te Kırım’ı iÅŸgal ve ilhak eden Rusya, Karadeniz’e hâkim olarak, sıcak denizlere inme politikasını gerçekleÅŸtirme yönünde büyük bir adım atmış, Ortodoksları himaye bahanesiyle de Balkanlardaki nüfuzunu kuvvetlendirmiÅŸtir.

Rusya’nın nihaî amacı, İstanbul’u ele geçirerek Bizans’ı yeniden diriltmek idi. İşte bu maksatla, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu taksim etmek üzere Avusturya ile gizli bir anlaÅŸma yapıldı. Bu anlaÅŸmayı haber alan Osmanlı İmparatorluÄŸu, Prusya ve İngiltere’nin de tahrikiyle Rusya’ya karşı savaÅŸ açtı. Halkın infialine neden olan Kırım’ı geri almak Osmanlının en büyük arzusuydu. Ancak bu savaÅŸa Rusya’nın müttefiki olan Avusturya’nın da katılmasıyla, Osmanlılar iki cephede birden mücadele etmek zorunda kaldılar(1788). Avusturya’ya karşı iki kez savaÅŸ kazanıldı. Belgrat ve Banat ele geçirildi. Ancak Rusya’ya karşı doÄŸu cephesinde baÅŸarı saÄŸlanamadı. Bu tarihlerde Osmanlı tahtına III. Selim çıkmıştı (1789-1807). III. Selim İsveç ile bir anlaÅŸma yaparak Rusya’ya karşı bir müttefik kazanmıştı. Ancak Rusya BükreÅŸ ile Küçük Eflâk’ı almış, ardından da Belgrat ve Bender düşmüştü. 1790′da Avusturya İmparatoru II.Joseph ölünce iç ayaklanmalar baÅŸ göstermiÅŸ ve Fransız ihtilalinin etkileri bu ülkede de hissedilmeye baÅŸlanmıştı. Bunun üzerine yeni İmparator II.Leopold, ZiÅŸtovi anlaÅŸmasını imzalayarak Osmanlılarla olan savaşı sona erdirdi (1791). Bu anlaÅŸma mevcut statükoyu muhafaza eden maddelerden ibaretti. Rusya ile de, İspanya’nın aracılığıyla YaÅŸ Barış AntlaÅŸması imzalandı (1792). Rusya’nın savaÅŸ sırasında iÅŸgal ettiÄŸi yerlerden sadece Özi, anlaÅŸmayla verilmiÅŸ oluyordu. Hem Avusturya hem de Rusya bu anlaÅŸmalarla, Fransa ve Lehistan’daki geliÅŸmelere dikkatlerini verirken, Osmanlı İmparatorluÄŸu’da gerekli ıslahatları yapmak için bir soluklanma zamanı bulabilecekti.


19.yy Osmanlı İmparatorluÄŸu’nda Islahat Çabaları

Nizam-ı Cedit

İyi bir eÄŸitim görmüş olan III. Selim bu barış döneminden faydalanarak, devlet içinde, özellikle askerî alanda, ıslahatlar yapmak istiyordu. Bu maksatla, Nizâm-ı Cedit adı verilen ilk ıslahat hareketiyle, yeni bir ordu kurdu(1793). Yeniçeri Ocağı’nı kaldıramayacağını bildiÄŸinden, öncelikle Nizâm-ı Cedid denilen bu orduyu batılı tarzda düzenleyip, baÅŸarısını kanıtlamak gerekliydi. Ancak bundan sonra Yeniçeri Ocağı laÄŸvedilebilirdi. Fakat kendileri aleyhine ortaya çıkan geliÅŸmelerden endiÅŸe duyan Yeniçeriler, bazı devlet adamlarını da yanlarına çekerek yeniliklere karşı çıktılar ve isyan ettiler. Üstelik bu arada Napolyon Bonapart, bir orduyla Mısır’ı iÅŸgale baÅŸlamıştı (1798). Osmanlılar, Rusya, İngiltere ve Sicilya’nın da menfaatlerine dokunan Fransız iÅŸgaline karşı harekete geçti. Ehramlar savaşıyla, Mısır’ı ele geçirip, kuzeye yönelen Bonapart, Akka’da Osmanlı savunmasını geçemedi (1799). KuÅŸatmayı kaldıran Napolyon geri dönerken, yerine bıraktığı ordu komutanları da maÄŸlûp edildiler. Neticede Fransızlar Mısır’ı terk etmek zorunda kaldı(1801). Fransa’yı barışa zorlayan önemli bir sebeplerden birisi de, Akdeniz’de Rus ve Türk donanmalarının iÅŸ birliÄŸi yapmaları, İngiltere’nin Fransız savaÅŸ ve ticaret gemilerini taciz etmesiydi. Fransa’nın Akdeniz ve Orta DoÄŸu’daki ticarî menfaatlerinin zedelenmesi onları barışa zorlamaktaydı.

1802′de imzalanan anlaÅŸmayla Fransa bölgede yine ticaret yapma güvencesi almış ve kapitülâsyon hakkını elde etmiÅŸtir. Bu olayı bahane ederek Akdeniz’e inen Rus donanması, Osmanlı donanmasıyla birlikte Fransa’nın elindeki bazı adaları ele geçirmiÅŸ idi. Fakat halk, ebedî düşman olarak gördüğü Rusya ile iÅŸ birliÄŸi yapılmasına büyük tepki göstermiÅŸ ve bunun sonunda III. Selim’e ve ıslahatlarına karşı cephe geniÅŸlemiÅŸti. Üstelik Napolyon’un, Orta DoÄŸu’da Araplara yönelik propagandasının da etkisiyle bölgede bazı isyanlar çıkmıştı. Böylece Bulgaristan ve Sırbistan’da çıkan isyanlara bir de Suriye’de ve Hicaz’da çıkan isyanlar eklenmiÅŸ oluyordu. Vehhabiler ayaklanarak, 1803-1804′te Mekke ve Medine’yi ele geçirmiÅŸlerdi. Osmanlıların tekrar Fransa ile yakınlaÅŸmaları, İngiliz ve Rusları harekete geçirmiÅŸ ve sonunda Rusya Eflak ve BoÄŸdan’ı iÅŸgal etmiÅŸti. Bu savaÅŸ sürerken Nizâm-ı Cedit’in Rumeli”ye de kaydırılmasından memnun olmayan isyancılar Åžehzade Mustafa’nın tahrik ve teÅŸvikiyle birleÅŸerek İkinci Edirne Vak’ası denilen büyük bir ayaklanma baÅŸlatmışlardı (1806). Neticede İstanbul’da patlak veren Kabakçı Mustafa İsyanı III. Selim’in sonunu hazırladı. Saraya giren isyancılar III. Selim’i tahttan indirerek yerine IV. Mustafa’yı tahta geçirdiler (29 Mayıs 1807). Nizâm-ı Cedid laÄŸvedildi. Fakat III.Selim’e baÄŸlı olan Ruscuk bayraktarı Mustafa, yenilik taraftarlarıyla birleÅŸerek, karşı darbede bulundu. Amacı III. Selim’i yeniden tahta çıkarmaktı. IV. Mustafa’nın, sabık padiÅŸahı öldürttüğünün öğrenilmesi üzerine, kardeÅŸi II.Mahmut baÅŸa geçirildi (28 Temmuz 1808).

Alemdar Mustafa PaÅŸa sadareti üslenerek, III. Selim’in baÅŸlattığı ıslahatları devam ettirmeye çalıştı. Nizâm-ı Cedit’i, Sekbân-ı Cedit adı ile yeniden canlandırdı. Ancak ulemayı ve yeniçerileri memnun edemeyen Alemdar Mustafa PaÅŸa, 1809′da çıkan bir isyanda öldü.


II.Mahmut ve Islahat Hareketleri

II. Mahmut devri (1808-1839), hem gerçekleÅŸtirilen yenilik hareketleri ile hem de etnik ve siyasî isyanlarıyla Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun yol ayrımına girdiÄŸi bir dönemi ifade eder. II.Mahmut, öncelikle orduyu baÅŸtan aÅŸağı düzenlemek ile iÅŸe baÅŸladı. Yeniliklere karşı çıkan Yeniçeri Ocağı bir nizamname ile ortadan kaldırıldı. Vak’a-yı Hayriye olarak adlandırılan bu köklü deÄŸiÅŸiklikle (15-16 Haziran 1826), yeni bir ordu oluÅŸturuldu. Ancak yeniçeriler bu düzenlemeye boyun eÄŸmeyerek isyan ettiler. Sadrazam’ın sarayını basan yeniçeriler sadrazamın ve ıslahatçıların baÅŸlarını istediler. Ancak At Meydanı’nda toplanan yeniçeriler dağıtıldı, ocakları bombalandı. Böylece Avrupa tarzında yeni bir ordunun kurulması yönündeki en büyük engel ortadan kaldırılmış oluyordu. II. Mahmut hükûmet teÅŸkilâtında da deÄŸiÅŸikliklere giderek kabine ve nezaret (bakanlık) usulünü benimsedi. 1836 yılında Dahiliye ve Hariciye Nazırlıkları kuruldu. Avrupa devletleri ile A.B.D ile ticarî anlaÅŸmalar yapıldı. İktisadî ve adlî sistemde deÄŸiÅŸikliklere gidildi. Avrupa tarzında eÄŸitim veren rüştiyeler, Harbiye ve Tıbbiye okullarının açılması vb. gibi eÄŸitim alanında da ıslahatlar gerçekleÅŸtirildi.

Fakat, kimi şeklî, kimi öze yönelik bu yenilikler devletin içinde bulunduğu zorlukları aşmasına yetmediği gibi, Osmanlı coğrafyasındaki parçalanma II.Mahmut döneminde daha da hissedilir hale geldi.

Sırp ve Yunan İsyanları; Fransız İhtilâli’nin getirdiÄŸi milliyetçi fikirlerle temellendirilen ancak, daha ziyade arkasında Rusya ve diÄŸer Avrupa devletlerinin teÅŸvik ve tahriki olan etnik ve mahallî isyanlar bu dönemde alevlendi. III.Selim zamanında isyan eden Sırplar, 1812 BükreÅŸ AntlaÅŸması ile bazı imtiyazlar almalarına raÄŸmen, yeniden ayaklandılar. Yeniçeri Ocağının kaldırıldığı tarihlerde Sırplarla kısmî bir anlaÅŸmaya varıldı. Ancak 1830′da bir hatt-ı ÅŸerif ile Sırbistan’ın Osmanlı hâkimiyetinde bir prenslik olarak varlığı kabul edildi. Rusya’nın XIX. yüzyıla girerken Osmanlıya karşı sürdürdüğü savaÅŸların altında Balkanları ve özellikle Rumları Osmanlı İmparatorluÄŸu’ndan koparmak yatıyordu. Nitekim Odessa’da yeniden örgütlendirilen Etnik-i Eterya adlı cemiyetin baÅŸkanlığına Yunan İsyanı sırasında Çar I.Alexsandre’ın yaveri Prens İpsilanti getirilmiÅŸti. Yapılan plana göre Yunanistan, Yanya ve Tuna civarında isyanlar çıkarılacaktı. İpsilanti 1821′de Romanya’ya geçerek Ortodoksları ayaklandırmaya çalıştı fakat baÅŸarılı olamadı. Çar, Türklere yenilerek Macaristan’a kaçacak olan İpsilanti’yi desteklemekten vazgeçti. Bu sırada Mora’da da Patras baÅŸpiskoposu isyan etmiÅŸti (25 Mart 1821). 1822′de Yunanlılar bağımsız olduklarını ilân ettiler, Mora’da ve adalarda çok sayıda Türk’ü katlettiler. Rusya ve Avrupa bu isyanı gayri resmî yollardan desteklemekteydiler.

Girit ve Mora valiliÄŸinin kendisine verilmesini II.Mahmut’a kabul ettiren Mehmet Ali PaÅŸa bu isyanı bastırmakla görevlendirildi. 1822′de Girit’e, 1824-25′te Mora’ya girildi. Bu geliÅŸme karşısında Rusya, Fransa ve İngiltere aralarında anlaÅŸarak (1827), Yunanistan’ın özerk bir prenslik olarak kabul edilmesi hususunda Osmanlıları sıkıştırmak istediler. Türkler bu olayı iç iÅŸlerine müdahale olarak kabul edip, teklifi reddetti. Bunun üzerine Osmanlı ve Mısır donanması Navarin’de, bir kaza sonucu(!), yok edildi. Üç ülkeyle iliÅŸkiler kesildi ve 1828′de Rusya, müttefiklerinin desteÄŸiyle Osmanlı İmparatorluÄŸu’na savaÅŸ ilân etti. Rus ordusu doÄŸuda Erzurum’u ele geçirdi. Batıda ise Edirne iÅŸgal edildi. PadiÅŸah, Prusya, Fransa ve İngiltere elçilerini araya sokarak, Londra Protokolünü kabul edeceÄŸini bildirdi. Böylece Edirne AntlaÅŸması(1829) ve ardından Londra Konferansı (1830) imzalandı. AntlaÅŸma ile Prut iki ülke arasında sınır oluyor, Eflâk, BoÄŸdan ile Sırbistan’ın özerkliÄŸi kabul ediliyordu. Girit’in Osmanlılarda kalması ÅŸartıyla Yunanistan’ın bağımsızlığı da tasdik ediliyordu.

Mehmet Ali PaÅŸa İsyanı ve Mısır Meselesi; Mora’nın elden çıkmasıyla, oÄŸlu İbrahim’in Mora valisi olma ümidini kaybeden Mısır Valisi M.Ali PaÅŸa, II.Mahmut’tan, yardımlarına karşılık, Suriye’nin idaresini istedi. Bu isteÄŸin reddedilmesi üzerine M.Ali PaÅŸa harekete geçti ve Filistin ile Suriye’ye girdi (1831). Akka ve Åžam, oÄŸlu İbrahim tarafından ele geçirildi. İbrahim PaÅŸa, kısa zamanda Anadolu’ya kadar ilerledi.

Konya yakınlarındaki savaÅŸta Osmanlı ordusunu yenilgiye uÄŸrattı. Her birinin ayrı hesabı olduÄŸu büyük devletler, telâşlanarak araya girmek istediler. Fransa ve İngiltere’nin anlaÅŸamaması üzerine, Rusya durumdan faydalandı. Zor durumdaki II.Mahmut, Rus ordusunun ve donanmasının İstanbul yakınlarına gelmesine müsaade etti. Rusya’nın kârlı çıkmasından endiÅŸelenen Fransa ve İngiltere, II.Mahmut ile anlaÅŸma yapması için M.Ali PaÅŸa’ya baskı yaptılar. Neticede Kütahya AntlaÅŸması imzalandı (1833). Bu anlaÅŸmayla, Mehmet Ali PaÅŸa, Mısır ve Girit’ten baÅŸka Åžam ve oÄŸlu İbrahim de, Cidde valiliÄŸi yanı sıra Adana’yı uhdelerine alacaklardı. Rusya, yardımlarına karşılık II.Mahmut ile Hünkar İskelesi AntlaÅŸması diye bilinen bir anlaÅŸma yaparak, İstanbul’daki durumunu kuvvetlendirmeyi baÅŸardı (1833). AnlaÅŸmaya göre Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun toprak bütünlüğünün garantisi ve gereÄŸinde Osmanlının yardımına koÅŸulması karşılığında Rusya, BoÄŸazların bütün yabancı savaÅŸ gemilerine kapatılmasını kabul ettiriyordu. II.Mahmut, Kütahya anlaÅŸmasından memnun deÄŸildi. Bu sebeple M.Ali PaÅŸa’ya karşı yeniden harekete geçti. Fakat Osmanlı ordusu Nizip’te bir kez daha yenildi (1839). Üstelik Kaptan PaÅŸa, Osmanlı donanmasını Mısır’a teslim etmiÅŸti. Bu arada II. Mahmut ölmüş ve yerine I.Abdulmecit geçmiÅŸti (1839-1861). Mısır Meselesi’nin Çözümü ve BoÄŸazlar Meselesi; Rusya’nın Hünkar İskelesi AntlaÅŸmasına dayanarak duruma tek başına müdahale etmesini uygun bulmayan İngiltere ve Fransa yeniden devreye girdiler. Avusturya ve Prusya’nın da katılmasıyla Londra’da bir konferans toplandı (1840).

Toplantıda Mehmet Ali PaÅŸa’nın veraset yoluyla Mısır valiliÄŸine sahip olması karşılığında, Suriye’den ve elinde tuttuÄŸu Osmanlı donanmasından vazgeçmesi istendi. Konferans kararlarını M.Ali PaÅŸa’nın tanımaması üzerine İngiltere Suriye limanlarını donanması ile topa tuttu. Nihayet M.Ali PaÅŸa durumu kabul etti. I.Abdulmecit de iki ferman yayımlayarak onun valiliÄŸini onayladı. Ardından İngiltere kendileri aleyhine olan Hünkar İskelesi AntlaÅŸması’nın yürürlükten kaldırılmasını öngören uluslararası bir konferansa ev sahipliÄŸi yaptı. Londra AntlaÅŸması ile (Temmuz 1841), İstanbul ve Çanakkale boÄŸazları’nın barış zamanında savaÅŸ gemilerine kapalı tutulmasının kararlaÅŸtırıldığı bir BoÄŸazlar SözleÅŸmesi imzalandı. Böylece İngiltere, Rusya’nın elinden inisiyatifi almış oluyordu.


Tanzimat Dönemi

Daha önceleri gerçekleÅŸtirilmeye çalışılan Islahat Hareketleri, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun kendi iradesiyle uygulamaya çalıştığı, içte ve dıştaki baÅŸarısızlıklarını önlemeye yönelik yenilikleri ifade etmekteydi. Ancak Avrupa ve Rusya’nın mütemadiyen iç iÅŸlerine müdahale etmesi, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu, kendi inisiyatifi dışında, yeni tedbirler almaya zorlamaktaydı. Özellikle gayrimüslim unsurları bahane eden devletlerin müdahalelerine fırsat vermemek için idarî ve hukukî düzenlemelere gidilmesi düşünülmekteydi. Hariciye Nazırı Mustafa ReÅŸit PaÅŸa’nın hazırladığı düzenlemeler, I.Abdülmecit tarafından tasdik edilmiÅŸti. 3 Kasım 1839′da I.Abdülmecit “Gülhane Hatt-ı Hümayunu”nu ilan ettirdi.

Bu fermanda, dini ve ırkı ne olursa olsun Osmanlı tebaasından olan herkesin eÅŸit olması, herkesin yasalara göre yargılanması, varlığı ölçüsünde vergilendirilmesi ve askerlik süresinin 4-5 yılı geçmemesi gibi hükümler yer alıyordu. Ayrıca Osmanlı İmparatorluÄŸu bu dönemde Avrupa tarzına öykünen idarî düzenlemelerde de bulundu. Bu ÅŸekilde Avrupa devletlerinin en azından bazılarının, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun toprak bütünlüğüne saygısının kazanılması hedeflenmekteydi. Fakat geliÅŸen siyasî olaylar, bunun o kadar kolay olmayacağını gösterecektir.


Şark Meselesi ve Kırım Savaşı

Tanzimat döneminde nispeten saÄŸlanan barış ortamı, Rusya’nın müdahalesiyle tekrar bozulmaya baÅŸladı. Balkanlarda panislavist bir politika izleyen Rusya, aynı zamanda “Kutsal yerler sorunu”nu ortaya atarak, doÄŸrudan doÄŸruya Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun varlığını hedef almaktaydı. Avrupalılar tarafından “Åžark Meselesi”, önceleri Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun toprak bütünlüğünün saÄŸlanması ÅŸeklinde düşünülürken, daha sonra bu toprakların paylaşımı sorunu hâline dönüştürüldü. Çünkü Osmanlı İmparatorluÄŸu artık bir “hasta adam” idi. Ancak R.Mantran’ın da ifade ettiÄŸi gibi, hasta, kendisini iyileÅŸtirmeyi amaçlamayan doktorların insafına kalmıştı. Onlar, Avrupa’nın hasta adamının mirasını paylaÅŸma telâşındaydı.

Küçük Kaynarca antlaÅŸması’ndan sonra Osmanlı topraklarındaki Ortodoksların haklarını koruma rolünü üstlenen Rusya, Kudüs merkezli “kutsal yerler” in korunması ve idaresi hususunu da gündeme getirdi. Fransızlarla imzalanan kapitülâsyonlarda, Lâtin din adamlarına Kudüs Kilisesi üzerinde bazı haklar tanınmıştı.

1808′den itibaren Rusya’nın baskıları neticesinde onların yerini Ortodoks papazlar almaya baÅŸladı. Fransa’nın ve Rusya’nın 1850-51′de Bab-ı Ali’ye bu durum hakkında yaptıkları müracaatlar, kurulan komisyonlarda deÄŸerlendirildi ve bazı kararlar alındıysa da hiçbirini memnun edemedi. Bunun üzerine Çar I.Nikola, İngiltere’ye Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu aralarında paylaÅŸmayı teklif etti ve İngilizlerin sessizliÄŸini koruması üzerine de askerlerini Baserebya ve Lehistan’a çıkarttı. Rus elçisi Mençikof’un aşırı tavizler içeren teklifini reddeden I.Abdülmecit, İngilizlere yakın olan Mustafa ReÅŸit PaÅŸa’yı sadrazamlığa getirdi. Ruslar 26 Haziran 1853′te, Prut’u geçerek, Eflâk ve BoÄŸdan’ı istilâ ettiler. Osmanlı İmparatorluÄŸu, Fransa ve İngiltere ile ittifak anlaÅŸması imzaladı. Bu ittifaka Avusturya ve İtalyan birliÄŸini kurmaya çalışan Piyemento hükûmeti de katıldı. İttifak donanması Çanakkale’de mevzilenmiÅŸti. Durumdan endiÅŸelenen Rusya, askerlerini geri çekmeye baÅŸladı. Müttefikler, Rusya’nın Karadeniz’deki gücünü ortadan kaldırmak için, Kırım’a yöneldiler. Rusların en büyük üssü olan Sivastopol, bir yıl süren bir kuÅŸatmanın ardından ele geçirildi (1855). Bu sırada tahta oturan II.Alexandre, barış yapmayı kabul etti. Müttefiklerin yanı sıra Prusya’nın da katıldığı Paris AntlaÅŸması ile (30 Mart 1856), taraflar iÅŸgal ettikleri bölgelerden çekilecek, Osmanlıların toprak bütünlüğü ve BoÄŸazların statüsü, Avrupa’nın “kefilliÄŸi” altında korunacaktı. Osmanlıların Avrupa Konseyi’ne dahil edilmesi karşılığında ise, sultan yeni bir ıslahat fermanı irat edecekti. Bu madde ve Karadeniz’in tarafsızlığının kabulü, savaşın galibi durumundaki Osmanlılardın aleyhine idi. Nitekim, Eflâk ve BoÄŸdan’ın birleÅŸmesi ve Sırbistan’a yönelik yeni haklar da Paris AntlaÅŸmasıyla tescil edilmiÅŸti.


Islahat Fermanı

Henüz Kırım Savaşı sürerken, Viyana’da bir araya gelen İngiltere, Fransa ve Avusturya, Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki farklılıkların her alanda ortadan kaldırılmasını öngören bir fermanı sultanın yayımlamasını, barış için ön ÅŸart koÅŸmuÅŸlardı. Paris AntlaÅŸması müzakere edilirken, müttefiklerin bu istekleri I.Abdülmecit tarafından yerine getirildi ve Islahat Fermanı ilân edildi (18 Åžubat 1856). Tanzimat’la kabul edilen hususların esas alındığı bu fermanla, Müslümanlarla Hristiyanlar arasında eÅŸitlik saÄŸlandığı Avrupa’ya garanti edilmiÅŸ oluyordu. Ayrıca iç hukuk alanında ve ticaret hukukunda da yenilikler getiriliyor, Ceza ve medenî hukukun bir bölümü, dinî esaslardan arındırılıyordu. Aslında Tanzimat süreciyle baÅŸlayan bu deÄŸiÅŸiklikler, idari yapılanmada da kendisini hissettirmiÅŸtir. 1868′de Åžura-yı Devlet ve Divan-ı Ahkam-ı Adliye kurularak buralarda hem Hristiyanlar hem de Müslümanlar görevlendirilmiÅŸtir. Islahat Fermanı ile getirilen düzenlemelerin uygulanması daha çok I.Abdülaziz’in tahta çıkması (1861-1876) ile gerçekleÅŸebilmiÅŸtir.

Paris AntlaÅŸmasına imza koyan devletler, anlaÅŸma maddesinde de yer aldığı için Islahat Fermanı’nı, Osmanlı İmparatorluÄŸu’na müdahale etmede bir koz olarak kullanmışlardır. Nitekim Fransa, Dürzilerin Katolik Marunilere saldırmasını bahane ederek Lübnan’a asker çıkarmış ve 1871′e kadar orada kalmıştır. KaradaÄŸ’da çıkan bir anlaÅŸmazlık yine büyük devletlerin aracılığı ile halledilmiÅŸtir (1862). Güçlü devletler tarafından teÅŸvik ve tahrik edilen Balkanlardaki Hristiyan toplulukları, çıkardıkları isyanlar bastırılsa dahi, Osmanlı İmparatorluÄŸu’ndan yeni haklar elde etmeyi baÅŸaracaklardır. ÖrneÄŸin Sırplar ve Bulgarlar yeni haklar elde etmiÅŸ, Eflâk ve BoÄŸdan’ın Romanya adı altında birleÅŸmeleri kabul edilmiÅŸtir. Muhtariyet hakları geniÅŸletilen Mısır’da, İngiliz-Fransız nüfuz mücadelesi kızışmış, III. Napolyon’un teÅŸebbüsü üzerine, Abdülaziz istemediÄŸi hâlde SüveyÅŸ Kanalı projesini kabul etmek zorunda kalmış ve kanal 1869′da büyük bir törenle açılmıştır.


I.Meşrutiyet Dönemi

Avrupa devletleri ve özellikle Rusya’nın kışkırttığı topluluklar, bağımsızlıklarını ilân etmek için harekete geçmekteydiler. 1866′da Girit İsyanı çıktı. Yunanistan’a baÄŸlanmak amacıyla baÅŸlayan isyan bastırılmasına raÄŸmen, Avrupa devletleri araya girerek sultanın Girit’e yeni bir statü vermesini saÄŸladılar (1868). Rusya tarafından oluÅŸturulan komitalar vasıtasıyla Bulgarlar ayaklandırıldı. Onlara da geniÅŸ haklar verildi (1870). Fakat bununla yetinmeyen Bulgarlar, Bosna ve Hersek’teki karışıklıkların ardından yeniden ayaklandılar (1875-76).

Bulgar isyanı sert biçimde bastırıldı. Fakat bu sırada Genç Osmanlılar, Abdülaziz’e baÅŸlattıkları muhalefeti, mücadeleye dönüştürdüler. Nihayet Mithat PaÅŸa’nın öncülüğündeki yenilikçi idareciler Abdülaziz’i tahttan indirerek yeÄŸeni V.Murat’ı baÅŸa geçirdiler(30 Mayıs 1876). Ancak hastalığı sebebiyle üç ay sonra o da tahttan indirilerek, Kanun-ı Esasi’yi ilân edeceÄŸini beyan eden kardeÅŸi II.Abdülhamit Osmanlı tahtına çıkarıldı.

Bu arada Rusya’nın Osmanlı İmparatorluÄŸu’na baskı kurmasını kendi menfaatine aykırı gören İngiltere, Balkanlardaki bunalımı görüşmesi için İstanbul’da uluslar arası bir konferans toplanmasını saÄŸlamıştı. İstanbul Konferans çalışmalarını sürdürürken II.Abdülhamit MeÅŸrutiyet’i ilân etti (23 Aralık 1876). Kurulacak Meclis-i Mebusan’da bütün topluluklar temsil edilebilecekti. Parlâmenter monarÅŸi, İstanbul Konferansı’nın toplanış sebebini tamamen ortadan kaldırmasına raÄŸmen, konferansa katılan devletler, Balkan topluluklarının bağımsızlıklarını istediklerinden bir sonuca varılamadı. Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun çaÄŸrılmadığı Londra’da toplanan bir baÅŸka konferansta, büyük devletler isteklerini tekrarladılar. Rusya, Osmanlı İmparatorluÄŸu’na alınan kararları kabul ettirmek için savaÅŸ ilân etti. (Nisan 1877). Tarihimizde “93 Harbi” diye bilinen 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi, askerî ve siyasî bakımdan önemli sonuçlar doÄŸurmuÅŸtur.

Kanun-ı Esasi’nin kabulü ile açılan Genel Meclis, padiÅŸah tarafından seçilen Ayan Meclisi ve halk tarafından seçilen Mebusan Meclisi’nden ibaretti. Londra Konferansı’ndan önce çalışmaya baÅŸlayan bu meclis, hükûmet tarafından sunulan teklif ve kanun tasarıların karara baÄŸlayarak ilk dönem çalışmalarını tamamlamıştı. Ancak 93 Harbi’nin sürdüğü sıkıntılı zamanlarda meclisteki azınlık mebusları çalışmaları sekteye uÄŸrattığı gibi, bunalımın artmasını da saÄŸlıyorlardı. Nitekim Gazi Osman PaÅŸa’nın büyük bir kahramanlık göstererek 5 ay savunduÄŸu Plevne’yi aÅŸan Ruslar, YeÅŸilköy’e kadar ilerlemiÅŸlerdi. DoÄŸu’da ise ancak Erzurum önlerinde durdurulmuÅŸlardı. Meclis savaşın gidiÅŸatından hükûmeti ve padiÅŸahı sorumlu tutarak, siyasî tansiyonu yükseltmekteydi. II. Abdülhamit, devletin ileri gelenleri ve bazı mebuslarla yaptığı toplantıdan bir sonuç alamayınca, Kanun-ı Esasi’nin kendisine verdiÄŸi yetkiyi kullanarak, etnik yapısının karışıklığı sebebiyle çalışmaları aksayan meclisi kapattı (14 Åžubat 1878). Bu I.MeÅŸrutiyet’in sonu demekti.

Berlin Kongresi ve Balkanlardaki GeliÅŸmeler; İstanbul önlerine kadar gelmiÅŸ olan Rusya ile YeÅŸilköy (Ayastefanos) AntlaÅŸması imzalandı (3 Mart 1878). Bu anlaÅŸmayla, sözde Osmanlı’ya baÄŸlı Dobruca, DoÄŸu Makedonya ve Trakya’yı içine alan Büyük Bulgaristan PrensliÄŸi kuruluyor; Romanya, Sırbistan ve KaradaÄŸ bağımsızlıklarına kavuÅŸuyordu. Ancak, Rusya’nın geniÅŸlemesinden rahatsızlık duyan Avrupa devletlerinin araya girmesiyle bu anlaÅŸma hükümleri yürürlüğe giremedi.

İngiltere donanmasını harekete geçirdi. Osmanlı İmparatorluÄŸu ile yaptığı bir anlaÅŸmayla Kıbrıs’a yerleÅŸti (4 Haziran 1878). Araya giren Bismark, ülkesinde bir konferansa ev sahipliÄŸi yaparak hem muhtemel bir savaşı önlemek hem de Almanya’nın menfaatlerini korumak istiyordu. Nitekim Osmanlı İmparatorluÄŸu, İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, İtalya ve Rusya’nın da katıldığı Berlin Kongresi 13 Temmuz 1878′de imzalanan bir anlaÅŸmayla son buldu. Bu anlaÅŸma, artık Rusya’nın yanı sıra, diÄŸer devletlerin de parçalamaya çalıştıkları Osmanlı’dan, kendi paylarını alma anlaÅŸmasıydı. Berlin ve Ayestafanos antlaÅŸmalarında öngörüldüğü gibi, Sırbistan, KaradaÄŸ ve Romanya’nın bağımsızlığı onaylandı. Bulgaristan üç bölüme ayrıldı. Bulgaristan PrensliÄŸi haricinde müstakil bir DoÄŸu Rumeli eyaleti oluÅŸturuldu. Girit’in statüsüne benzer bir statüyle Makedonya, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun elinde kaldı. Yunanistan Tesalya ve Epir’in bir bölümünü aldı. Bosna-Hersek, Avusturya tarafından iÅŸgal edildi. Rusya, Kars, Ardahan ve Batum’a sahip oldu. Berlin Kongresi, büyük devletlerin Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu paylaÅŸma ve ortadan kaldırma arzularının bir neticesi idi. Balkanlarda büyük devletlerin inisiyatifiyle ortaya çıkan küçük devletçikler, bölgede o dönemden günümüze kadar ulaÅŸan siyasî ve etnik çatışmaların piyonları olmaktan öteye gidemediler. Nitekim Avusturya’nın ve Rusya’nın Balkanlarda nüfuzlarını artırmaları, Balkan SavaÅŸları ve I.Dünya Savaşı’nın çıkmasına yol açacaktır.

Berlin Kongresi’nin sonuçları kısa zamanda ortaya çıkmaya baÅŸlamıştı.

Balkanlardan bir pay alamayan Fransa, önceden nüfuz sahasına dahil ettiÄŸi Cezayir ile Tunus arasındaki sınır problemini bahane ederek, Tunus’u iÅŸgal etti (1881). Fransa ile İngiltere arasında çekiÅŸmeye sahne olan Mısır’da, Hidiv İsmail PaÅŸa’ya karşı baÅŸlatılan bir askerî ayaklanma ile ortaya çıkan durum İstanbul’da görüşülürken, İngilizler İskenderiye’yi topa tuttu. Osmanlıların karşı çıkmalarına raÄŸmen İngilizler Mısır’ı ele geçirdiler(1882). Bulgaristan PrensliÄŸi, DoÄŸu Rumeli’de çıkan isyanı deÄŸerlendirerek (1885), bölgeyi kontrolü altına aldı. Osmanlı İmparatorluÄŸu Rusya’nın baskısı sonunda, Kırcaali ve Rodop dışındaki DoÄŸu Rumeli ValiliÄŸi’nin Bulgar PrensliÄŸi’nin idaresine geçmesini kabul etmek zorunda kaldı (1886). İkinci MeÅŸrutiyet’in ilânı sırasında ise Bulgarlar bağımsızlıklarını ilân ettiler (1908). Bulgar, Yunan ve Arnavutların hak iddia ettiÄŸi Makedonya’da çıkan olaylar Osmanlı kuvvetleri tarafından bastırıldı. Fakat, Rusya ve Avusturya devreye girerek Osmanlı hâkimiyetindeki Makedonya’da, ülkelerinden iki gözlemcinin görev yapmasını saÄŸladılar (1893). Megalo İdea adını verdiÄŸi Bizans’ı diriltme çabasındaki küçük Yunanistan, 1896′da çıkan isyanı bahane ederek Girit’i ilhaka yeltendi (1896). Osmanlılar Dömeke Meydan Savaşı ile Yunanlıları büyük bir bozguna uÄŸrattılar (1897). Fakat Rusya ve Avrupa devletlerinin müdahalesi ile İstanbul’da toplanan bir konferans ile Girit’te valiliÄŸine Yunan kralının oÄŸlunun getirildiÄŸi özerk bir yönetim kurulması, adanın fiilen Yunanistan’a bırakılması anlamına geliyordu.

93 Harbi’nden sonra sun’i bir Ermeni Meselesi ortaya çıkarılmıştı. Osmanlı İmparatorluÄŸu’na baÄŸlılıkları sebebiyle “millet-i sadıka” olarak adlandırılan Ermeniler, önceleri DoÄŸu Anadolu’yu ele geçirmek isteyen Rusya ve ardından İngiltere tarafından kullanılmaya baÅŸladılar. Hınçak ve TaÅŸnak tedhiÅŸ örgütlerini kurarak, İstanbul ve taÅŸrada terör yaratan bazı Ermeniler özellikle İngilizler tarafından destekleniyorlardı. DoÄŸu’da hiçbir zaman çoÄŸunluk olamayan Ermenilere kurdurulacak bir devlet ile Rusya Akdeniz ve Orta DoÄŸu’ya sızabilecekti. İngiliz himayesindeki bir Ermeni devleti ise aksine bunu önleyebilirdi. Her iki tarafında kullandığı Ermeniler 1889′dan itibaren tedhiÅŸe baÅŸladılar. Van, Erzurum ve Bitlis’te çıkan olaylar bastırıldı. Ardından baÅŸkentte Osmanlı Bankası’na kanlı bir baskın yaparak bankayı iÅŸgal ettiler. II.Abdülhamit’e yönelik bir suikast teÅŸebbüsünde bulundular. I.Dünya Savaşı ve İstiklal Harbi yıllarında da Ermeniler devlet aleyhine faaliyetlerini devam ettirmiÅŸlerdir.


II. Meşrutiyet Dönemi

I.MeÅŸrutiyet’in kaldırılmasından sonra II.Abdülhamit içte ve dışta meydana gelen olumsuz geliÅŸmelerin de etkisiyle, katı bir yönetim sergilemeye baÅŸlamıştı. MeÅŸrutiyet taraftarları da buna karşılık muhalefetlerinin dozunu artırmışlardı. Osmanlılık fikrinin temsilcisi olan Sadrazam Midhat PaÅŸa 1881′de ölüm cezasına çarptırılmış, sonra affedilerek, Arabistan’a sürgüne gönderilmiÅŸ ve 1883′te öldürülmüştü.

Ali Suavi, Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi kişiler de sultan tarafından bertaraf edilmişlerdi. Ancak devletin içinde bulunduğu güç durum onların başlattığı muhalefetin güçlenerek büyümesine zemin hazırlamaktaydı. Balkanlardaki çalkantıların yanı sıra Osmanlı İmparatorluğu iktisadî açıdan da çok zor durumda idi. Devlet iç ve dış borçlarını kapatabilmek için batılıların elindeki Osmanlı Bankası ile malî bir anlaşma imzalamak zorunda kalmıştı (1879 ve 1881). Buna göre banka mali yardımları karşılığında, devletin bazı gelirlerini devralıyordu. İngiliz ve Fransızların kontrolünde bu maksatla kurulan Düyun-ı Umumîye İdaresi Osmanlı ülkesini âdeta bir sömürge hâline getirecektir.

Genç Türkler veya Jön Türkler adı verilen ve yurt dışında ve içinde faaliyet gösteren MeÅŸrutiyet taraftarları, İstanbul’da İttihad-ı Osmani derneÄŸini kurmuÅŸlar ve bu dernek 1894/95′te İttihat ve Terakki Cemiyeti adını almıştı. Selanik’te Enver ve Niyazi PaÅŸalar gibi subayların da katılmasıyla güçlenen İttihatçılar, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu ancak Kanun-ı Esasî’nin yeniden kabulünün kurtarabileceÄŸini düşünüyorlardı. KolaÄŸası Niyazi Bey ve ona katılan Enver Bey’in Resne’de isyan ederek daÄŸa çıkmaları ve Rumeli’de halk tarafından büyük bir destek bulmaları üzerine II.Abdülhamit anayasayı yürürlüğe koyarak II.MeÅŸrutiyet’i ilân etti ((23 Temmuz 1908).

17 Aralık 1908′de meclis yeniden açıldı. Yapılan seçimlerde İttihat ve Terakki Fırkası büyük bir baÅŸarı saÄŸlamıştı. Ancak bu geliÅŸmeler esnasında Bulgaristan bağımsızlığını elde etmiÅŸ ve Girit meclisi Yunanistan’a ilhak kararı almıştı.

İşgal altındaki Bosna Hersek ise Avusturya tarafından fiilen ilhak edilmiÅŸti (5 Ekim 1908) Millî bir politika izlemeyi amaçlayan İttihatçılar, olumsuz geliÅŸmelerin de etkisiyle gittikçe otoriter bir idare oluÅŸturmaya baÅŸlamışlardı. Bundan faydalanmak isteyen MeÅŸrutiyet aleyhtarları, bazı Avrupa devletlerinin de kışkırtmasıyla isyan ettiler. İstanbul’daki Avcı Taburları’nın 13 Nisan 1909′da baÅŸlattıkları isyan sırasında pek çok İttihatçı öldürüldü. II.Abdülhamit olayları önleyemedi. Bunun üzerine Mahmut Åževket PaÅŸa komutasındaki ordu Selanik’ten yola çıktı. Harekat Ordusu adı verilen bu ordunun kurmay baÅŸkanı Mustafa Kemal idi. Harekat Ordusu, kısa sürede duruma hâkim olarak isyanı bastırdı. İsyandan sorumlu tutulan II.Abdülhamit, ÅŸeyhülislâmdan alınan fetva ile meclis tarafından tahttan indirildi (27 Nisan 1909) ve kardeÅŸi V. Mehmet ReÅŸat yerine getirildi. V.Mehmed (1909-1918) devlet idaresinde inisiyatifi İttihatçı hükûmete bırakmıştı. Yeni iktidar zamanında da felâketler birbirini takip etti. Osmanlı İmparatorluÄŸu hızla dağılma devrine girmekteydi.


Trablusgarp Savaşları

Osmanlıların iç iÅŸleri ve Balkanlardaki geliÅŸmelerle uÄŸraÅŸmasını fırsat bilen İtalyanlar, Avusturya’nın Bosna-Hersek’i ilhak etmesi (1908), Arnavutların isyanı (1910) gibi olaylardan da cesaretlenerek, pastadan pay alabilmek için Trablusgarp’a asker çıkardı. (Eylül 1911). İtalyan donanması denizden, İngilizler ise Mısır’ı ellerinde bulundurduÄŸundan karadan, Osmanlıların bölgeye asker göndermesini imkânsız hâle getirmiÅŸti. Bu sebeple Osmanlı hükûmeti gizlice Türk subaylarını bölgeye göndererek mahallî bir direniÅŸi örgütleme yolunu seçmiÅŸti. Derne ve Tobruk’da Mustafa Kemal, Bingazi’de ise Enver PaÅŸa İtalyanlara karşı büyük baÅŸarılar kazandı. Savaşı kazanamayacağını anlayan İtalya, Osmanlıları barışa zorlamak için On iki Ada’yı iÅŸgal etti. Ancak bundan ziyade Balkanlarda baÅŸlayan savaÅŸ Osmanlıların barışı imzalamaya zorladı. UÅŸi AntlaÅŸması ile İtalyanlar iÅŸgal ettikleri yerleri muhafaza ettiler (1912).


Balkan Savaşları

Türk-İtalyan Savaşı’nın baÅŸladığı sırada Balkan devletleri aralarındaki anlaÅŸmazlıkları bir tarafa bırakarak, Osmanlı İmparatorluÄŸu’na karşı bir ittifak oluÅŸturdular. Rusya’nın mimarlığında gerçekleÅŸen Bulgar-Sırp ittifakına daha sonra Yunanistan ve KaradaÄŸ da katıldı (1912). KaradaÄŸ ile baÅŸlayan savaÅŸa 18 Ekimde diÄŸer Balkan devletleri de iÅŸtirak etti. Bu sırada Osmanlı askerleri, subayların bir kısmının politik çekiÅŸmelerle meÅŸgul olmasından dolayı dağınık bir hâldeydi. Bunun sonucunda Balkan devletleri, Osmanlılar karşısında kendilerinin de beklemediÄŸi bir zafer kazandılar. Yunanlılar Ege adalarını ele geçirdiler. Sırplar Kumanova’da üstünlük saÄŸladılar. Sırpların denize çıkmalarını önlemek için Avusturya’nın desteÄŸi ile Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti (28 Kasım 1912).

Bulgarlar ise Edirne’yi ele geçirerek Çatalca’ya kadar ilerlediler. (19 Kasım 1912). 16 Aralıkta Londra’da baÅŸlayan görüşmeler bir ara iktidardan düşen İttihatçıların yeniden iÅŸ başına gelmesi üzerine kesilmiÅŸti. Nihayet Mayıs ayında Londra AntlaÅŸması imzalanarak I.Balkan Savaşı sona erdi. Gelibolu Yarımadası hariç Trakya, Bulgaristan’a verildi. Makedonya’nın büyük bir kısmı Yunanistan ve Sırbistan arasında paylaşıldı. Özellikle Makedonya’nın paylaşımı Bulgarları rahatsız etmekteydi. Sırbistan ve Yunanistan, Bulgarlara karşı ittifak oluÅŸturdu. Bu ittifaka Romanya da katıldı. Bulgaristan ile bu ittifak savaÅŸa girince, durumdan faydalanmak isteyen Osmanlı İmparatorluÄŸu’da Bulgar iÅŸgalindeki toprakları geri almak için harekete geçti. Kırklareli ve Edirne kurtarıldı. II.Balkan Savaşı, tarafların imzaladığı BükreÅŸ AntlaÅŸması ile sona erdi (1913). Bulgaristan ile imzalanan İstanbul AntlaÅŸması ile, Meriç nehri iki ülke arasında sınır oldu. Bulgaristan’daki Türklerin hakları belirlendi (29 Eylül 1913). Yunanistan ile imzalanan Atina AntlaÅŸması ile ise Girit’in Yunanistan’a bırakılması kabul edildi (14 Kasım 1913). Büyük devletler bu anlaÅŸmalardan sonra Çanakkale BoÄŸazı yakınlarındaki Bozcaada ve İmroz’u Osmanlılara geri verdiler. Balkan SavaÅŸları, Balkanlardaki Türk varlığının büyük bir kıyıma uÄŸramasına sebep olmuÅŸtur. Yüz binlerce Türk savaÅŸlar sırasında ve sonrasında aç ve yokluk içinde buradan göç etmek zorunda kalmıştır.

I.Dünya Savaşı ve Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun Yıkılışı

Sadrazam Mahmut Åževket PaÅŸa’nın öldürülmesi ile (21 Haziran 1913), İttihat ve Terakki Fırkası, hükûmetin idaresini tamamen ellerine geçirmiÅŸti. Enver, Talat ve Cemal PaÅŸalar, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun iç ve dış politikasını belirlemede en etkili nazırlardı. Balkan savaÅŸlarından sonra, ordu ve donanmayı güçlendirmek isteyen hükûmet, Avrupa devletlerinden mühendisler ve askerî uzmanlar getirtmekteydi. Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun, dış siyasetini de, dengeleri gözeterek yeniden belirlemek ihtiyacını hissetmekteydi. Emperyalist devletler, nüfuz alanlarını korumak veya geniÅŸletmek maksadıyla siyasî, askerî ve iktisadî açıdan ittifaklar oluÅŸturmaktaydı. İngiltere ve Fransa’ya nazaran sömürgeciliÄŸe geç baÅŸlayan Almanya, Afrika, Avrupa ve Orta DoÄŸu’da nüfuz sahasını geniÅŸletmek istiyor ve Osmanlı İmparatorluÄŸu’na bu maksatla yakın durmayı yeÄŸliyordu . Avusturya-Macaristan İmparatorluÄŸu da, Balkanlarda Panislâvizmi gerçekleÅŸtirmeye çalışan Rusya’ya karşı Almanlarla iÅŸ birliÄŸi içindeydi. İngiltere ve Fransa tarafından pay edilmiÅŸ Kuzey Afrika’da gözü olan İtalya da bu ittifaka yakındı. Dolayısıyla Almanya önderliÄŸindeki Üçlü İttifak’ın (Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya) doÄŸal rakibi, İngiltere’nin öncülüğündeki Fransa ve Rusya’dan oluÅŸan Üçlü İtilâf (AnlaÅŸma) devletleri idi. Avusturya-Macaristan Veliahtı Ferdinand’ın, Sırbistan ziyareti esnasında bir Sırp tarafından öldürülmesi (28 Haziran 1914), bu iki cepheyi sıcak savaÅŸa sokmaya yetti.

Daha sonra Romanya, Japonya ve ABD İtilaf Devletleri, Bulgaristan ve Osmanlı İmparatorluğu ise İttifak devletleri safında bu savaşa girdiler.

Osmanlı İmparatorluÄŸu savaÅŸtan önce İngiltere ve Fransa’ya yakın bir politika izlemek istedi. Ancak hem hükûmet ve halk içerisindeki tepkiler hem de İtilaf Devletleri’nin buna sıcak bakmaması, Osmanlıları Almanya’ya yanaÅŸtırmaktaydı. Özellikle Enver ve Talat PaÅŸalar, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun yeniden silkinmesi ve kaybettikleri toprakları kazanabilmesi için Almanya’nın yanında yer almayı uygun buluyorlardı. Hükûmet baÅŸlangıçta tarafsız kalmayı tercih etmiÅŸti. Almanların II.Abdülhamit devrinden itibaren Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun yenileÅŸme çabalarına katkıda bulunması ve bu maksatla gönderdikleri askerî ve sivil uzmanların varlığı, İtilaf Devletleri’nin, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun tarafsız kalamayacağı şüphesini artırıyordu. Bu tutum, dolayısıyla Almanya yanlılarının tezini kuvvetlendirmekteydi. Enver ve Talat PaÅŸa’nın öncülük ettiÄŸi bu grup, Almanların yanında savaÅŸa girmekle, Kafkaslar, Balkanlar ve Ege’de kaybedilen toprakların geri alınabileceÄŸi ve Osmanlı İmparatorluÄŸu’nu nefes alamaz hâle getiren kapitülâsyonlar ve düyun-ı umumîden kurtulunabileceÄŸini öne sürmekteydiler. Nitekim Almanya’ya ait Goben ve Breslav zırhlılarının Türk bayrağı çekilerek, Rus limanlarını bombalaması, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun Almanya safında savaÅŸa girmesine vesile olacaktır (1 Kasım 1914).

Osmanlı İmparatorluÄŸu I.Dünya Savaşı’nda tam yedi cephede mücadele etti; Kafkasya, Kanal, Hicaz ve Yemen, Irak, Suriye ve Filistin, Galiçya ve Çanakkale. Bütün cephelerde Osmanlı askerleri büyük bir kahramanlık örneÄŸi gösterdiler. Ancak, yedi cephede birden savaşı sürdürmek, zor ÅŸartlar içerisinde bulunan Osmanlı İmparatorluÄŸu için çok güçtü. Enver PaÅŸa’nın kumanda ettiÄŸi Kafkas Cephesi’nde Osmanlılar büyük zayiat verdiler. DoÄŸu Anadolu ve Trabzon düştü. Kanal (SüveyÅŸ) cephesinde ise Cemal PaÅŸa, Fransız ve İngilizlere baÅŸarıyla direndi. Hicaz ve Yemen’deki Osmanlı birlikleri, destek görmemelerine raÄŸmen, kutsal yerleri korumak uÄŸruna, harbin sonuna kadar Åžerif Hüseyin ve İngilizlere karşı koydular. Basra’ya çıkan İngilizler Kuttü’l-Amare’de büyük bir bozguna uÄŸradılar. Komutanları General Townshend esir edildi (29 Nisan 1916) Ancak, 1918′de yeni birliklerle saldıran İngilizler, ihanet eden Arap kabilelerinin de yardımıyla Basra’da olduÄŸu gibi, Suriye’de de saldırılarını artırdılar. M.Kemal, Halep’te bir savunma hattı oluÅŸturdu. Galiçya, Makedonya ve Romanya’da Osmanlı birlikleri, Avusturya ve Bulgaristan’a yardımcı olmak için büyük bir özveriyle savaÅŸtılar. Türkler, en büyük direnmeyi Çanakkale’de gösterdiler. İtilaf Devletleri 19 Åžubat 1915′den itibaren muazzam bir donanma ve yüz binlerce askerle saldırıya geçtiler. 18 Mart’ta İtilaf donanmasına ait pek çok gemi batırıldı. Ardından Gelibolu Yarımadası’ndaki Settü’l-Bahir ve Arıburnu’na asker çıkararak, karadan da saldırıya geçtiler. Anzak ve Hint birliklerinin de katıldığı kara savaÅŸları, tam bir ölüm kalım savaşı oldu. M.Kemal’in de büyük bir askerî deha olarak ortaya çıktığı bu savunma karşısında İtilaf Devletleri geri çekilmek zorunda kaldı.

Bütün dünyaya öğretilen “Çanakkale Geçilmez” sözü, 250 bin Türk evlâdının ÅŸehit kanıyla yazılan bir büyük destan oldu. İtilaf Devletlerinin Çanakkale bozgunu, Rusya’nın yardım alma ümitlerini suya düşürmüş ve bunun neticesinde gerçekleÅŸen BolÅŸevik İhtilâli, Çarlık Rusya’sının sonu olmuÅŸtur. Rusya’nın savaÅŸtan çekilmesi üzerine 7 Aralık 1917′de imzalanan anlaÅŸmayla DoÄŸu cephesinde Türk-Rus Savaşı sona ermiÅŸtir.

Osmanlı İmparatorluÄŸu, I.Dünya Savaşı’nda yedi düvele karşı muhteÅŸem bir mücadele sergilemiÅŸtir. Ancak 29 Eylül 1918′de Bulgaristan’ın teslim olması Osmanlılar ile Almanya arasındaki irtibatın kesilmesine yol açmıştır. Müttefiklerinin savaÅŸtan yenik ayrılmasıyla birlikte Osmanlılar da ateÅŸkes anlaÅŸmasını imzalamak durumunda kalmışlardır. İttihat ve Terakki Fırkası’nın hükûmetten çekilmesinin ardından kurulan Ahmet İzzet PaÅŸa baÅŸkanlığındaki hükûmet, Bahriye Nazırı Rauf Bey baÅŸkanlığındaki bir heyeti Limni’nin Mondros limanına göndermiÅŸ ve Mondros AteÅŸkes AnlaÅŸması’nın imzalanmasıyla (30 Ekim 1918), Osmanlılar resmen savaÅŸtan çekilmiÅŸlerdir. AteÅŸkes anlaÅŸmasıyla İtilaf Devletleri, Osmanlı ülkesini iÅŸgal etme hakkını elde etmiÅŸlerdir. Bu durum, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun fiilen paylaşılması demekti.

Nitekim, İngiliz, Fransız, İtalyan birlikleri bu anlaÅŸmaya dayanarak Anadolu’da iÅŸgallere baÅŸlamışlar, Asırlarca Osmanlının hâkimiyetinde yaÅŸayan Yunanlılar da, aÄŸabeylerinin müsaadesiyle İzmir’e asker çıkarmışlardır (15 Mayıs 1919). İşgallere karşı Anadolu Türk’ünde büyük bir infial yaratmış ve 19 Mayıs 1919′da Mustafa Kemal PaÅŸa’nın Samsun’a çıkmasıyla, düşmana karşı “Milli Mücadele” baÅŸlamıştır. İtilaf Devletlerinin Sevr AnlaÅŸması’nı İstanbul hükûmetine imzalatması (10 AÄŸustos 1920), Milli Mücadele’nin güçlenmesinden endiÅŸe eden düşmanların bir an önce Türk millî varlığını ortadan kaldırmayı amaçlamalarından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildi. Fakat bu anlaÅŸma hükümleri hiçbir zaman uygulanamadı. Ankara’da açılan Milli Meclis’in iradesi, Mustafa Kemal ve arkadaÅŸlarının büyük ve onurlu mücadelesi bu oyunları bozdu. İstiklâl Harbi’ni kazanılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuÅŸ oldu. Yeni Türk devleti “Millî Hâkimiyet” ilkesinin tabii bir neticesi olarak 1 Kasım 1922′de saltanatı kaldırdı. Dolayısıyla bu tarih 622 yıl devam eden Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun da resmen sonu oluyordu.

osmanli-imparatorluguharitasi derss net

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , , , , , , , , , ,