SEKİZİNCİ BÖLÜM
Lukas ve Cim esrarengiz yazılar buluyorlar
Dolunay çıkmış, gümüş beyazı ışığıyla Ping kentinin cadde ve meydanlarını doldurmuştu. Sarayın kulesinden gelen boğuk çan sesleri duyuldu, şiddetlendi ve tekrar sustu.
“Bu Yau’dur, çekirgelerin saati,” dedi Ping Pong. “Mandalya’daki bütün bebeklerin gece sütlerini içme zamanıdır. EÄŸer izin verirseniz ben de benimkini getireyim!”
“Elbette!” diye yanıtladı Lukas.
Ping Pong bir koşu kaybolup tekrar göründü. Kolunda ancak oyuncak bir bebeğe ait olabilecek, küçük bir biberon taşıyordu. Biberonu minderinin üstüne yatırıp açıkladı:
“Aslında ben kertenkele sütünü olaÄŸanüstü bulurum. Benim yaşımdaki bebekler için olmazsa olmaz bir ÅŸeydir. Gerçi tadı pek güzel deÄŸildir, ama son derece besleyicidir.”
Ardından iştahla emmeye koyuldu.
“Söylesene Ping Pong,” diye sordu Lukas bir süre sonra, “bu akÅŸam o yemekleri o kadar çabuk nereden getirdin?” Ping Pong beslenmesine ara verdi.
“İmparatorluk sarayının mutfağından,” diye karşılık verdi önemsemez bir tavırla. “Bakın, giriÅŸi orada, gümüş merdivenlerin hemen yanında.” Artık kapı ay ışığında açık seçik görülüyordu. Bütün gün iki arkadaşın hiç gözüne çarpmamıştı. Cim çok ÅŸaşırdı. “Ne yani, sen oradan kolayca içeri girebiliyor musun?” diye sordu.
“Neden giremeyeyim?” diye karşılık verdi Ping Pong, omuz silkerek ve yine kurumlu yüzünü takındı. “Sonuçta ben Saray BaÅŸ Aşçısı Bay Åžu Fu Lu Pi Plu’nun otuzikinci torunuyum.”
“Peki, sen oradan kolayca yemek alabiliyor musun?” dedi Lukas endiÅŸeyle. “Sanırım bize getirdiklerin belli birisi için piÅŸirilmiÅŸti.”

Son yorumlar